[go: up one dir, main page]

Academia.eduAcademia.edu
TÜRKİYE VAKIFLAR BANKASI T.A.O. Hazine Başkanlığı (Ekonomik Araştırmalar Müdürlüğü) SEKTÖR ARAŞTIRMALARI KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE DÜNYA VE TÜRKİYE EKONOMİSİNDE SEKTÖREL YAPIDAKİ DÖNÜŞÜM ÜZERİNE BİR İNCELEME EYLÜL 2007 İÇİNDEKİLER BİRİNCİ BÖLÜM 1. DÜNYA EKONOMİSİNDE GLOBAL TRENDLER 1 1.1 Sektörel Yapı 2 1.2 İstihdam 3 1.3 Dış Ticaret 4 1.4. İmalat Sanayi 6 1.4.1. Gelişmiş Ülkeler 8 1.4.2. Gelişmekte olan Ülkeler 10 1.4.3. İmalat Sanayi İhracatı 10 1.5. Ar-Ge 13 1.6. Hizmet Sektörü 14 1.6.1 Turizm Hizmetleri 17 1.6.2 Taşımacılık Hizmetleri 17 1.6.3 İnşaat Hizmetleri 18 1.6.4 Ticari Hizmetler 18 1.6.4.1 Bilgi Teknolojileri 18 1.6.5 Finans Hizmetleri 19 1.6.6 Çevre Ürünleri ve Hizmetleri 19 1.6.7 Sağlık ve Sosyal Hizmetler 20 1.7. Tarım Sektörü 20 İKİNCİ BÖLÜM 2.TÜRKİYE EKONOMİSİNDE TEMEL SEKTÖREL GELİŞMELER 24 2.1. Üretim ve İstihdamın Temel Yapısı 26 2.2. Yatırım Harcamalarının Gelişimi 28 2.3. İmalat Sanayindeki Gelişmeler 30 2.3.1 Üretim ve İstihdam 30 2.3.2 Verimlilik 32 2.3.3 Dış Ticaret 33 2.4. İmalat Sanayi Alt Sektörlerindeki Gelişmeler 38 2.4.1 Üretim 38 2.4.2 Verimlilik 39 2.4.3. Dış Ticaret 40 2.4.4. İthalata Bağımlılık 43 2.5. İmalat Sanayinin Önemli Alt Sektörleri 46 2.5.1. Kök Kömürü, Rafine Edilmiş Petrol Ürünleri ve Nükleer Yakıtlar Sektörü 46 2.5.2. Tekstil Sektörü 47 2.5.3. Gıda Sektörü 48 2.5.4. Kimyasal Madde ve Ürünler Sektörü 48 2.5.5. Ana Metal Sanayi Sektörü 49 2.5.6. Metalik Olmayan Mineraller Sektörü 49 2.5.7. Motorlu Kara Taşıtları Sektörü 50 2.5.8. Yüksek Teknoloji Grubu Sektörler 50 2.6. Hizmet Sektörü 51 2.6.1. Turizm Sektörü 53 2.6.2. İnşaat Sektörü 53 2.6.3. Ulaştırma Sektörü 54 2.6.4. Diğer Hizmetler 55 2.7. Tarım Sektörü KAYNAKÇA 56 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE DÜNYA VE TÜRKİYE EKONOMİSİNDE SEKTÖREL YAPIDAKİ DÖNÜŞÜM ÜZERİNE BİR İNCELEME BİRİNCİ BÖLÜM 1.DÜNYA EKONOMİSİNDE GLOBAL TRENDLER Dünya mal ve hizmet üretimi 1990’da 11.7 trilyon dolar iken, 2006’da 48 trilyon dolara yükselmiştir. Böylece 1990 yılında %2.9 büyüme kaydeden dünya GSMH’sı, 2006 yılında %5.4 büyümüştür. 1990-2000 yılları arasında dünya ekonomisinin ortalama büyüme hızı %3.3 olurken, bunda 1980-1990 arasındaki dönemde yaygınlaşan küreselleşme etkileri oldukça fazladır. 2000-2006 yılları arasında ise dünya ekonomisi ortalama %4.1 büyümüştür. Dünyadaki mal ve hizmet üretimi ağırlıklı olarak gelişmiş ülkeler tarafından yapılmaktadır. Gelişmekte olan ülkeler dünya mal ve hizmet üretiminin sadece yaklaşık %25’ini sağlamaktadır. Gelişmekte olan ülkeler 1990-2000 yılları arasında ortalama %3.07 büyüme kaydederken, gelişmiş ülkeler %4.48 büyüme kaydetmiştir. 2000-2006 yılları arasında gelişmiş ülkeler ortalama %2.9, gelişmekte olan ülkeler ise ortalama %7.5 büyümüştür. 2000 yılı sonrası dünya ekonomisinin hızlı büyümesinde gelişmekte olan ülkelerdeki hızlı büyüme süreci etken olmuştur. En hızlı büyüyen gelişmekte olan ülkeler %10.7 ile Çin, %9.2 ile Hindistan olurken, gelişmiş ülkelerde en hızlı büyüyen ülkeler %4.1 ile Kanada, %3.7 ile İspanya ve %3.2 ile ABD olmuştur. Belli Başlı Ekonomilerde GSMH Artışları 1980 GSMH (Milyar $) 1990 GSMH GSMH Artışı (Milyar $) (%) Dünya Gelişmiş Ülkeler Gelişmekte olan ülk. 2000 GSMH GSMH Artışı (Milyar $) (%) 2006 GSMH GSMH GSMH Artışı (Milyar $) Artışı (%) (%) 11.775 2.1 22.797 2.9 31.759 4.8 48.144 5.4 8.153 0.9 17.629 3.1 25.407 4.0 35.827 3.1 3.621 4.0 5.167 2.8 6.351 6.0 12.317 7.9 146 3.7 542 7.4 1.094 7.9 1.565 5.3 Yeni Sanayileşen Asya ülk. Kaynak: IMF Dünya Ekonomik Görünüm Raporu 2007 1 1995 sonrasında yaşanan gelişmeler incelendiğinde, Güney Doğu Asya, Kuzey Afrika ülkeleri ile Türkiye’nin de aralarında bulunduğu gelişmekte olan ülkelerin dünya ortalamasının üzerinde büyüdüğü görülmektedir. Asya bölgesinde özellikle Çin, gerçekleştirdiği hızlı ekonomik büyüme ile dünya ticaret hacmini ve yönünü büyük oranda etkilemiştir. Güney Amerika ülkelerinden Brezilya, Arjantin ve Meksika’nın da benzer bir büyüme performansı kaydetmiştir. Eski Doğu Bloğu ülkelerinden Polonya ve Macaristan ise AB’ye üyelik müzakereleri ile ekonomik yapılarını iyileştirmişler ve hızlı büyüme oranına ulaşmışlardır. Gelişmekte Bazı Ülke Gruplarının Dünya GSMH’daki Payları (%) Gelişmiş Ülkeler G-7 ülkeleri Gelişmekte olan 1980 1990 2000 2006 69.2 77.3 80.0 74.4 56.3 62.9 66.1 58.6 30.8 22. 7 20. 0 25.6 1.24 2.4 3.4 3.3 ülkeler olan ülkelerin kaydettiği güçlü büyüme, dünya GSMH’sı içindeki paylarının artmasına da yol açmıştır. 1990 yılında gelişmiş ülkelerin global Yeni Sanayileşen GSMH içindeki payı %77.3 iken, 2006 yılında %74.4’e gerilemiştir. Asya ülkeleri Kaynak: IMF Dünya Ekonomik Görünüm Raporu 2007 Buna karşılık aynı dönemde, gelişmekte olan ülkelerin global GSMH içindeki payı, gelişmiş ülkelere yönelik ticaretin olumlu etkisiyle %22.7’den %25,6’ya yükselmiştir. 1.1. Sektörel Yapı GSMH’nın Ülkeler Bazında Sektörel Dağılımı Tarım (%) Dünya Sanayi (%) Hizmet (%) GSMH’sında 1980’lerde %7 olan 1980 1990 2004 1980 1990 2004 1980 1990 2004 Dünya 7 6 4 38 33 28 56 61 68 ABD 14 2 1 34 28 22 53 70 77 Euro Bölgesi 4 4 2 37 33 27 59 63 71 Japonya 4 3 1 42 39 31 54 58 68 tarımın payı, 2004’de %4’e düşmüş, sanayiinin payı - 8 3 - 50 33 - 42 64 %38’den Macaristan 19 15 3 47 39 31 34 46 66 gerilerken, hizmetlerin Türkiye 26 18 13 22 30 22 51 52 65 Çin 30 27 13 49 42 46 21 31 41 payı %56’dan %68’e Kore 15 9 4 40 42 41 45 50 56 yükselmiştir. Hindistan 38 31 21 26 28 27 36 42 54 Brezilya 11 8 10 44 39 38 45 53 52 Polonya Kaynak: Dünya Ticaret Örgütü, Dünya Gelişim Göstergeleri 2006 gelişmiş tarımın %28’e Bugün ülkelerde payı %5’in altında seyrederken, sanayinin payı %20’lerde, hizmetlerin payı ise %70’ler düzeyindedir. Gelişmekte olan ülkelerde tarımın payı %15 ila %20 aralığında seyrederken, hizmetlerin payı 2 %60’ların altına inmektedir. Az gelişmiş ülkelerde ise tarımın payı %20’lerin üzerine çıkarken, hizmetlerin payı %50’lere inmektedir. Dünya GSMH’sı içindeki sektör paylarının gelişimine bakıldığında, hizmet sektörünün dünyada artan payı dikkat çekmektedir. Özellikle yapısal değişimin sanayiden hizmetlere kaydığı gelişmiş ülkelerde bu eğilim daha belirgindir. Bu durum ülke ekonomisinin gelişmişlik düzeyi arttıkça hizmetler sektörünün payının yükselmesi, buna karşılık tarımın ve sanayinin payının azalması ile açıklanmaktadır. Bu doğrultuda imalat sanayiinden hizmet sektörüne geçiş eğilimi, özellikle sanayileşmesini tamamlamış, gelişmiş ülkelerde daha belirgin bir şekilde görülmektedir. 1.2. İstihdam İstihdamın Tarımdan İmalat ve Hizmet Sektörüne Kayışı İmalat Tarım Dünya 1990’lardan Hizmet 1996 2006 1996 2006 1996 2006 43.1 38.7 21.4 21.3 35.5 40.0 5.2 3.2 28.5 24.2 66.4 72.7 değişimler etkilemiştir. geleneksel Gelişmekte olan ülkeler 51.0 47.0 16.4 17.8 32.7 35.2 Latin Amerika 23.2 18.8 20.3 19.8 56.5 61.4 Az 29.7 29.7 21.7 22.9 48.6 47.4 Güneydoğu yapıdaki global istihdam yapısını da Gelişmiş ülkeler ve AB sektörel sonra Bazı imalat sanayi ürünleri ihracatında rekabet Asya ve Pasifik Gelişmiş gücünün azalması ekonomik kalkınma stratejilerinin Ülkeler Kaynak:Uluslararası Çalışma Gücü Örgütü (ILO) 2007 raporu hizmetler sektörüne yönelmesine neden olmuştur. Bu doğrultuda 1990’lardan sonra teknolojinin gelişimi ile birlikte toplam istihdam içinde tarım ve imalat sanayiinin payı gerilerken, hizmet sektörünün payı artmaya başlamıştır. 2006 yılı itibariyle 1996 yılına göre küresel istihdam içerisinde hizmet sektörünün payı %35.5’den %40’a yükselmiş ve %43.1’den %38.7’ye gerileyen tarım istihdam oranını tarihte ilk kez geçmiştir. Sanayi sektörü istihdamı ise %21.3 olarak gerçekleşmiş ve 1996 yılına göre değişim göstermemiştir. Son yıllarda hizmet sektörünün toplam istihdamdaki payı hemen hemen tüm ülkelerde artmıştır. Gelişmiş ülkelerde hizmet sektöründe çalışanların toplam istihdamdaki payı %70 düzeyindedir. Amerika’da çalışanların 3 üçte ikisinden fazlası hizmet sektöründe istihdam edilmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde bu oran %30-%60 arasındadır. Diğer taraftan tarımdan sanayiye geçiş yaşamasına karşın sanayileşme sürecini tamamlayamayan ve dünya nüfusunun %60’ından fazlasının yaşadığı Doğu Asya, Güney Asya ve Afrika’da istihdam daha çok tarım ağırlıklı olmaya devam etmektedir. 2005 yılı itibariyle tarım sektörü dünyada toplam istihdamın halen %40’ını oluşturmaktadır. Sanayi sektörünün istihdamdaki payı yeni sanayileşen Güneydoğu Asya ve Pasifik ile az gelişmiş ülkelerde artmakla birlikte, gelişmiş ülkelerde ve AB’de de azalmıştır. Bu da istihdam fırsatları yaratmada sanayi sektörünün öneminin azaldığını göstermektedir. Teknolojik gelişmeler ve üretim sürecinde bilginin artan önemi ile birlikte istihdam niteliğinde meydana gelen değişimler, değişen teknolojiye ve üretim sistemlerine adapte olamayan işgücünün işsizlik sorunu ile karşı karşıya kalmasına neden olmaktadır. 1.3. Dış Ticaret Dünya ekonomisinde en büyük değişim, dünya ekonomisinde ülkeler bazında giderek artan dışa açıklığın bir sonucu olarak uluslararası ticaretteki artışta görülmektedir. Gelişmiş ülkelerde GSYİH içinde dış ticaretin payı ciddi bir şekilde değişmemesine karşın, gelişmekte olan ülkelerin GSYH’ında dış ticaretin payı 1980’lerde %30 civarındayken 2000’li yıllarda %60-%70 aralığına yükselmiştir. 1990 yılında Doğu Asya ve Pasifik ile Latin Amerika gibi gelişmekte olan ülkelerin yoğun olduğu bölgelerin dünya ihracatındaki payı %4 civarındayken, 2005 yılından sonra %10 seviyesine yükselmiştir. Uluslararası ticaretin GSYİH’daki payı en çok gelişmekte olan Asya ülkelerinde çarpıcı bir şekilde yükselmiştir. 2000 yılında Çin’de dış ticaretin GSYİH’daki payı %44.4 iken 2005 yılında %70.9’a yükselmiştir. Bir başka doğu Asya ülkesi olan Kore’de dış ticaretin GSYİH’daki payı 2000 yılında %65.0 iken 2005 yılında %81.6 olmuştur. Güneydoğu Asya ülkelerinde özellikle Tayland’daki dış ticaret artışı daha da dikkat çekicidir. Aynı yıllar itibariyle Tayland’da dış ticaretin GSYİH’daki payı %130.4’den %163.6’ya çıkmıştır. 4 Ülkeler Bazında İhracatın Dünya İhracatı İçindeki Payları (%) 1995 2000 2005 Gelişmiş Ülkeler 12.3 13.3 ABD 9.4 7.9 Almanya 6.1 5.1 Fransa 4.9 5.1 İngiltere 8.1 6.9 Japonya Gelişmekte olan Ülkeler 2.6 3.5 Çin 0.6 0.7 Hindistan 1.1 1.0 Tayland 2.3 2.5 Kore 0.8 0.8 Brezilya 0.6 0.6 Türkiye Kaynak:IMF Veri Tabanı, Dünya Örgütü Veri Tabanı İhracat açısından yaşanan gelişmeler incelendiğinde 2000 yılından sonra gelişmiş ülkelerin dünya ihracatındaki payının azaldığı, 9.8 8.7 4.5 4.4 5.5 buna karşılık gelişmekte olan ülkelerin payının arttığı açıkça görülmektedir. ABD’nin dünya ihracatındaki payı %13.3 iken 2005 6.5 1.2 1.0 2.6 1.0 0.8 Ticaret 2000 yılında yılında Japonya’nın %9.8’e, payı aynı %6.9’dan dönemde %5.5’e gerilemiştir. 2000 yılından sonra dünyanın üretim ve ihracat merkezine dönüşen Çin’in dünya ihracatındaki payı %3.5’den %6.5’e yükselirken, Hindistan’ın payı %0.7’den %1.2’ye çıkmıştır. Tayland ve Kore gibi ülkeler mevcut ihracat yapılarını korumuşlardır. 1980 ve 1990’larda gelişmiş ülkelerin mal ihracat büyüme oranları ithalat büyüme oranlarını takip etmiş, ancak 2000 yılından sonra ithalat ile ihracat arasındaki fark ABD ve Japonya’da açılmaya başlamıştır. Aynı dönemlerde mal ihracatındaki gelişmeler incelendiğinde, ABD’de ihracatın 1990’lı yıllardan sonra azalmaya başladığı, benzer bir durumun Japonya’da yaşandığı görülmüştür. Gelişmekte olan ülkelerde 1980’lerden sonraki dönemde mal ihracatının mal ithalatından hızlı büyüdüğü gözlemlenirken, özellikle yeni gelişen Asya ülkelerinde yaşanan ihracat artışı dikkat çekicidir. 1980’ler sonrası gelişmekte olan ülkelerdeki dışa açılma süreçleri, ticaretin ve sermaye hareketlerinin finansal liberalizasyon ile birlikte serbestleşmesine dayanmıştır. Bu dönüşüm, bu ülkelerdeki büyüme dinamiklerini gittikçe artan bir oranda “dışa bağımlı” hale getirmiştir. İhracata dayalı büyüme stratejileri gelişmekte olan ülkeleri belirli sektörlerde uzmanlaşmaya iterken, düşük yatırım oranı ve düşük teknolojiye sahip ülkeler en ucuza üretebildikleri ve rekabet edebildikleri mallarda yoğunlaşmışlardır. Zaman içinde gelişmekte olan ülkelerin basit ürün ihracatına olan bağımlılıklarından kurtulup daha sofhistike ve teknolojik ürünleri ihraç etmeye başlamaları uluslararası ticarete katılım hızını ve içeriğini değiştirmiş ve böylece söz konusu ülkelerin büyümelerini artırarak sanayileşmiş ülkeleri yakalamalarını sağlamıştır. Bugün gelişmekte olan ülkeler dünya 5 ticaretinin yaklaşık üçte birini gerçekleşmekle birlikte, son yirmi yıldır elektronik ve elektrikli ürünler gibi teknoloji yoğun sanayi ürünlerinin ihracatını da gerçekleştirmektedirler. 1.4. İmalat Sanayi II. Dünya Savaşı’nı takip eden yıllarda hemen hemen tüm ülkelerde yaşanan ekonomik yapısal değişim sürecinin ardından, 1990’ların sonlarına doğru iletişim ve bilgisayar teknolojilerindeki hızlı ilerleme ile birlikte küreselleşmenin hız kazanması üretim yapısında ve dünya ticaretindeki güç dengelerinde önemli değişimlere yol açmıştır. Söz konusu süreçte sektörel yapıda meydana gelen global değişimler incelendiğinde, en önemli değişimlerin imalat sanayi ve hizmet sektörlerinde gerçekleştiği görülmektedir. Özellikle imalat sanayiinde üretim parametrelerini değiştiren temel faktör teknolojik gelişim olmuştur. Ulaşım ağlarındaki ve teknolojideki ilerlemeler üretimin ve dağıtımın hızını düzenli biçimde artırmakta, üretim ve pazarlama maliyetlerini azaltarak imalat sanayiini teşvik etmektedir. Ayrıca teknolojik icatlardaki hızlı artış bu sektörde yeni ürünler ortaya çıkarmaktadır. Yüksek teknoloji ürünlerinin dünya ticaretinde payının giderek artması bu sürecin en belirgin özelliklerinden birisi olmuştur. Diğer önemli bir gelişme de imalat faaliyetlerinin gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere kayması ve bu ülkelerde imalat sanayi gelişiminin hız kazanmasıdır. Sanayileşmenin ülkeler arasında yayılması üretim ve ihracat yapısında önemli değişiklikler yaratmış, ticarette belli başlı aktörlerin değişmesine yol açmıştır. İmalat sanayiinin gelişmesiyle birlikte yavaş büyüyen, düşük katma değerli ekonomiler hızlı büyüyen ekonomilere dönüşmeye başlamış, hızlı teknolojik değişimin de etkisiyle pek çok gelişmekte olan ülke ile sanayileşmiş ülkeler arasındaki fark kapanmaya başlamıştır. Küreselleşme ile ortaya çıkan yoğun rekabet ortamında, uzun dönemde ülkelerin rekabet gücünü artıran en önemli faktör teknolojik gelişim ve verimlilik artışlarıdır. Teknoloji ile sağlanan hızlı üretimin, maliyetleri düşürmesi, kalitede ve pazar payında artışa yol açması, sanayi sektörünün ve ihracatın gelişimine katkı sağlarken, sürekli eğitim ve innovasyonu zorunlu kılmakta ve büyüme üzerinde olumlu etki yaratmaktadır. Nitekim yapılan pek çok araştırma bir ülkenin kaynak işleyen (gıda, rafine edilmiş petrol gibi), düşük teknolojili ürünler üreten (tekstil, mobilya, ısıtma ve aydınlatma cihazları) ya da orta (otomotiv, kimya, 6 kozmetik) ve yüksek teknolojili ürünler üreten (elektrikli makinalar, optik aletler, uçak gibi) sanayilere yönelmesinin iktisadi sonuçlarının farklı olduğunu ortaya koymuş, yüksek teknoloji ürünlerinde uzmanlaşmanın sınai gelişme ve rekabet açısından olumlu sonuçlar verdiğini göstermiştir. Bilim ve Teknoloji (BT) ile desteklenen sanayi kolu uluslararası ticarette rekabet gücünü arttırmakta, buna bağlı olarak global pazarda sağlanan başarı da, yeni bilim ve teknoloji yatırımlarını destekleyecek kaynak oluşturulmasına olanak sağlamaktadır. Günümüzde bir ülkenin iktisadi alandaki başarısı AR-GE, Bilim ve Teknoloji (BT) alanına yapılan yatırımlarla ölçülmektedir. BT’ye diğerlerinden daha fazla yatırım yapmış ya da yatırım yapmaya daha erken başlamış ülkeler güçlü ekonomik performans sergilemekte, buna karşılık BT yatırımları için geç kalan ülkelerin diğer ülkelere bağımlı olduğu ve daha zayıf bir performans sergilediği açıkça görülmektedir. Bu alanda ABD küresel anlamda bu gelişimin öncülüğünü yaparken, üretip ihraç ettiği yüksek teknolojili ürünler sayesinde yüksek rekabet gününe sahip olmuştur. Geçtiğimiz on yıl içerisinde Avrupa ve gelişen Asya ülkeleri de bilim ve teknolojiye yatırım yapmış, özellikle son on yıl içerisinde Güney Kore ve Tayvan kendi teknolojik kapasitelerini geliştirerek pek çok teknolojik üründe ABD’ye meydan okuyacak seviyeye gelmiştir. Son dönemde ise Çin, Finlandiya ve Hindistan bilim ve teknoloji üretiminde öne çıkmaya başlamıştır. Yüksek teknoloji sanayiinin diğer imalat sanayilerine kıyasla daha yüksek katma değerli mal üretmesi, daha fazla ihracat yapması ve daha yüksek ücret ödemesi, yüksek teknoloji sanayiinin geleneksel imalata sanayiine kıyasla milli gelire daha fazla katkı sağlamasına yol açmaktadır. Bu nedenle yüksek teknoloji mallarına olan global talep diğer sanayi ürünlerine olan talebe göre daha hızlı artmaktadır. Bu doğrultuda 1980-2003 arasındaki dönemde diğer sanayi ürünleri üretimi %2.4 artarken, yüksek teknoloji ürünleri üretimi yıllık ortalama %6.4 artış kaydetmiştir. 7 1.4.1. Gelişmiş Ülkeler Gelişmiş Ülkelerdeki Yüksek Teknoloji Üretiminin Yurtiçi İmalat Sanayi Üretimindeki Payı ABD’de imalat sanayi üretiminin, yüksek teknoloji üretim malları da denilen 1980 1990 2000 2003 yüksek katma değerli teknoloji yoğun ABD %11.0 %13.5 %27.0 %34.2 malları üretimine kaymaya başlaması AB %9.5 %11.0 %13.2 %13.4 1980’li Japonya %8.0 %16.0 %17.0 %15.7 ABD’nin arkasından gelişmiş ülkelerde de Kaynak: ABD Ulusal Bilim Kurumu, Bilim ve yıllarda gerçekleşmiş olup, benzer bir üretim değişikliği yaşanmıştır. Mühendislik Göstergeleri 2006 Gelişmiş Ülkelerin Global Yüksek Teknoloji 1980-1995 arasında AB dünyanın en büyük yüksek teknoloji sektörüne sahipken, 1996 Üretimindeki Payları (%) 1980 1990 2003 ABD 36 29 40 AB 34 28 18 Japonya 23 25 12 yılından itibaren ABD öne geçmiştir. 19802003 yılları arasındaki dönemde ABD’deki yüksek teknoloji sektörleri gelişmiş, her bir Kaynak: ABD Ulusal Bilim Kurumu, ABD Bilim sektör dünyada güçlü pazar payına sahip Kurumu, Bilim ve Mühendislik Göstergeleri 2006 olmuştur. Yüksek teknolojili imalat sanayi ABD’deki ve dünyadaki ekonomik gelişmeye büyük katkı yapmıştır. ABD’de 2001’e kadar süren ekonomik büyüme evresinde, azalan işsizlik ve düşük enflasyonla birlikte, yüksek üretim ve verimlilik artışı yaşanmıştır. 2003 yılında ABD yüksek teknoloji sektörünün global üretimdeki payı %40’lara ulaşırken, AB’nin payı %18, Japonya’nın payı ise %12 olmuştur. Ancak gelişmekte olan ülkelerin özellikle Asya’da yeni sanayileşen ekonomilerin yüksek teknoloji alanında rekabet gücünün artmasıyla birlikte ABD yavaş yavaş pazar payını kaybetmeye başlamıştır. Benzer bir süreç Avrupa’da da yaşanmıştır. İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen yirmi yıl içerisinde pek çok Batı Avrupa ekonomisi ABD ekonomisini yakalama süreci içine girmiş, hatta 1980 ve 1995 yılları arasındaki dönemde AB, dünyanın en büyük yüksek teknoloji üreten sanayii sektörüne sahip olmuştur. Ancak Avrupa ülkelerinin performansı 1990 yılından itibaren yavaşlamaya başlamış, özellikle 1990’larda, büyük Kıta Avrupası ülkelerinde ve Japonya’da, düşük bir ekonomik büyüme ve sürekli yüksek oranlarda seyreden bir işsizlik yaşanmıştır. Bu dönemde Batı Avrupa ülkeleri kırılgan bir yapı sergilerken bölgenin en büyük ekonomisi Almanya’da iç talepte ciddi bir daralma yaşanmış; diğer birçok ülkede durgunluk görülmüştür. AB’de işsizliği ve durgunluğu azaltma beklentisiyle tasarlanmış politikalar, 8 istihdam oranları ve kişi başına gelirlerin azalmasına yol açmıştır. Buna bağlı olarak 1995’ten sonra ABD’de görülen verimlilikteki kayda değer hızlanma Avrupa’da görülmemiştir. Bu doğrultuda AB’nin 1980’lerde global yüksek teknoloji üretimindeki payı %34 civarındayken, 1990’larda %28 seviyesine gerilemiş, 2003 yılında ise %18’e kadar düşmüştür. Son yıllarda tüm AB ülkeleri olmasa da bazı küçük Avrupa ülkeleri (İrlanda, Finlandiya ve Hollanda) yeni teknoloji üretme konusunda kapasitelerini artırmış, bazı alanlarda uzmanlaşarak, bu alandaki teknoloji ürünlerinin ana sağlayıcısı konumuna gelmiştir. Buna en iyi örnek İrlanda’dır. İrlanda bioteknoloji ve canlı organizmalarla uğraşan bilim dalı ürünlerinde ana üretici konumundadır, hatta bu alanda en fazla ihracatı da ABD’ye yapmaktadır. Bugün küçük Avrupa ülkelerinin ve pek çok Asya ülkesinin yüksek teknoloji üretim kapasiteleri ile, gerek ABD gerekse bir çok gelişmiş ülke ile rekabet edecek seviyede olduğunu gözardı etmemek gerekmektedir. Diğer bir büyük ekonomi olan Japonya’daki tarihsel gelişmeler incelendiğinde; Japonya ekonomisinin 1970-1980 arasındaki dönemde kayda değer bir büyüme kaydederek, dünyanın en zengin birkaç ülkesi arasında yer aldığı görülmektedir. Ancak 1980’lerde teknolojik alanda gelişimin öncüsü olan ve pek çok Asya ülkesine ilham veren Japonya’nın performansı 1990’ların başında kötüleşmeye başlamış, yüksek teknoloji alanındaki üretimi azalırken, global pazardaki payı da küçülmüştür. 1990 yılında Japonya’nın global yüksek teknoloji üretimindeki payı %25 iken, 2003’de %12.0’a gerilemiştir. Bu yıllarda Japonya iletişim ekipmanları, ofis ve bilgisayar makinaları imalatındaki öncülüğünü ABD’ye kaptırmıştır. Tüm bu gelişmelere karşın yatırımların yüksek seviyesi korunmuş, yüksek eğitime önem verilmiş, Japon firmalarının teknolojik yeterliliği ve yaratıcılığı artmaya devam etmiştir. Böylece ABD karşısında yüksek teknoloji alandaki liderliğini kaybetmesiyle birlikte gerilemeye başlayan Japonya ekonomisi, 2004 yılından itibaren yüksek teknoloji alanında yeniden ağırlığını hissettirmeye başlamıştır. 9 1.4.2. Gelişmekte Olan Ülkeler Gelişmekte olan Bazı Asya Ülkelerindeki Yüksek Gelişmekte olan ülkeler arasında en çarpıcı Teknoloji Üretiminin değişim Asya kıtasında gerçekleşmiştir. Yurtiçi Üretimdeki Payı Asya kıtasındaki gelişmeler incelendiğinde, 1980 1990 2003 Güney Kore %9.6 %14.8 %21.5 Tayvan %9.7 %15.9 %28.5 Çin %4.8 %6.2 %19.0 Kaynak: ABD Ulusal Bilim Kurumu, Bilim ve Mühendislik Göstergeleri 2006 Asya ticaretindeki gelişmeleri bölgenin en büyük ekonomisi olan Japonya dışında Çin, Güney Kore sanayileşen ve Tayvan Asya gibi yeni ülkelerinin şekillendirdiğini söylemek mümkündür. İmalat sanayii üretiminde yüksek teknoloji ürünlerinin öne çıkması 1980’lerde Japonya ile başlamış, zaman içinde Güney Kore, Tayvan ve Çin’e yayılmıştır. Bugün bu ülkelerde yüksek teknoloji ihracatı toplam ticaretin ana konusu oluşturmakta olup, özellikle 2003 yılından beri ihracat edilen her beş maldan birisi yüksek teknoloji ürünüdür. Görülmektedir ki Asya ülkeleri uyguladıkları ulusal politikalar, AR-GE faaliyetlerine yaptıkları yatırımlarla yüksek teknolojide özellikle son 20 yıl içerisinde büyük gelişme kaydetmiş, bu sayede güçlü büyüme elde etmişlerdir. Özellikle Çin ve Hindistan gibi Asya ekonomilerinin büyüme hızları ve sanayileşmede elde ettikleri başarının belirleyicileri arasında, devletlerin uyguladıkları müdahaleci sanayi politikaları, teknoloji ve AR-GE yatırımları yer almaktadır. Devletin seçilmiş sektörlere ve ihracata doğrudan ve dolaylı teşvikler sağlaması, planlama teşkilatları, teknoloji ve AR-GE enstitüleri kurması, sanayi ve teknoloji ile ilgili eğitim alanlarına yatırım yapması, seçilen sektörlerde verimliliği artırmış ve bu sektörlerin toplam üretim içindeki payını artırarak daha yüksek bir büyüme hızı elde edilmesini sağlamıştır. 1.4.3. İmalat Sanayi İhracatı Teknolojik gelişimin global anlamda imalat sanayi ekonomisinde yarattığı dönüşümün önemli göstergelerinden biri, imalat sanayii ihracatında yüksek teknoloji ürünlerinin payıdır. 10 Yüksek Teknoloji İhracatının Ülke İmalat Sanayii 1980’lerden sonra gerek gelişmiş İhracatındaki Payı (%) ülkelerin gerekse gelişmekte olan 1980 1995 2000 2003 ABD 19.8 28.3 36.1 37.8 AB 5.0 4.8 14.9 15.6 Japonya 11.6 26.6 31.9 31.7 ürünlerin payı artmıştır. 1980- Çin 4.0 13.0 25.4 31.8 2003 yılları arasında en yüksek Güney Kore 0.8 24.0 41.4 40.8 artış özellikle Çin, Güney Kore, Tayvan 10.3 27.7 48.9 50.4 Tayvan Singapur 17.3 51.8 65.9 63.7 Polonya 4.1 3.5 6.5 6.7 Brezilya 3.6 3.2 14.0 14.0 Türkiye* - 2.3 (1997) 4.0 4.0 ülkelerin ihracatında ve imalat sanayii yüksek teknolojili Singapur gibi gelişmekte olan Asya ülkelerinde görülürken, Brezilya ve Polonya gibi gelişmekte olan ülkelerde Kaynak: ABD Ulusal Bilim Kurumu, Bilim ve Mühendislik artış sınırlı kalmıştır. Söz konusu Göstergeleri 2006 dönemde *Türkiye verileri TÜİK’den alınmıştır teknoloji alanında gerekli atılımı Türkiye’nin yüksek yapamadığı, buna bağlı olarak da yüksek teknoloji ihracatının önemli bir artış kaydetmediği görülmektedir. Ülkeler İtibariyle Global Yüksek Teknoloji İhracatındaki Paylar (%) 1980 1990 2000 2003 1980-2003 arasındaki dönemde ABD’nin dünya imalat sanayi ihracatındaki payının ABD 25.9 23.0 17.8 16.0 %26-%16 AB* 26.0 37.0 31.1 32.2 görülmektedir. Japonya 16.3 16.6 10.0 8.6 global yüksek teknoloji ihracatındaki Çin 0.2 1.3 4.3 7.0 - - 2.0 2.0 Türkiye Kaynak: Global Insight Inc, ABD Ulusal Bilim Kurumu, Bilim ve Mühendislik Göstergeleri 1998 aralığında 1990’larda olduğu ABD’nin payı %23 seviyesinde gerçekleşirken, 2000 yılından itibaren Asya’da yeni sanayileşen ve yüksek rekabet gücüne sahip ekonomiler nedeniyle güç kaybetmeye başlamıştır. 2002 yılında yüksek teknoloji ürün ithalatı ihracat rakamını aşarak ilk kez ticari açık oluşmasına neden olmuştur. Sonraki her yıl ülkenin ticaret açığı artmış, 2002 yılında ABD’nin yüksek teknoloji ürün ithalatından kaynaklanan ticaret açığı 15 milyar dolarken, 2003 ve 2004 yıllarında sırasıyla 25 milyar dolar ve 37 milyar dolara ulaşmıştır. Bu durum temel olarak Çin’in ABD’ye olan ucuz teknoloji ürünleri ihracatının artması ile açıklanmaktadır. Emek yoğun sektörlerde ucuz işgücü ile üretim yapan Çin’in hem teknoloji hem de geleneksel sanayide rekabet gücünü artırması ve adeta dünyanın üretim merkezine dönüşmesi ABD’yi olduğu kadar diğer ülkeleri de olumsuz etkilemiştir. 11 Çin ekonomisinin ortaya çıkışı 1990’lardan sonra sanayileşmenin Japonya’dan, diğer Asya ülkelerine kayması ile başlamıştır. Buna göre, 1980’lerde gelişmiş ülkelerin global yüksek teknoloji ihracatındaki payı % 70’ler seviyesindeyken 2000 yılından sonra %60’lara gerilemiş, Çin, Güney Kore gibi ülkelerin payı ise artış kaydetmiştir. 2000 yılında sonra dünya ekonomisinin ağırlık merkezinin Atlantik’ten Pasifik’e kayması ile birlikte Japonya’nın global yüksek teknoloji ihracatındaki payı 2003 yılında %9’a gerilerken, Çin’in payı %7’ye ve Kore-Tayvan’ın payı ise yaklaşık %5 seviyesine yükselmiştir. Ülkelerin global yüksek teknoloji ihracatındaki payları incelendiğinde, AR-Ge ve BT yatırımlarını artıran Çin, Kore, gibi Doğu Asya ve Pasifik ülkelerinin 2000 yılından sonra yüksek teknoloji ürün ihracatındaki paylarını artırdığı, buna karşılık söz konusu yatırımları gerçekleştiremeyen Türkiye ve Romanya gibi ülkelerin ihracat payının aynı kaldığı görülmektedir. Asya’da yaşanan sanayi devrimi uluslararası sanayi gelişimine yeni bir perspektif kazandırmıştır. Çin’in ardından Brezilya, Hindistan ve Güney Afrika gibi gelişmekte olan ülkelerin artan ticaret kapasitesi, bu ülkelere gerçekleşen teknoloji transferi ve doğrudan yabancı yatırımlar söz konusu ülkelerde adeta bir ihracat patlamasına yol açmış, gelişmiş ülkelerden bu ülkelere yapılan ticaretin şekil değiştirmesini sağlamıştır. Gelişmekte olan ülkelerden temel emtia ürünleri ihracatı, gelişmiş ülkelerden ise sanayi malları ihracatını içeren geleneksel global ticaret modeli yerini daha kompleks bir modele bırakmıştır. Gelişmekte olan ülkelerin imalat sanayi performansı, makroekonomik ortam, yatırım şartları, hükümet politikaları, yabancı doğrudan yatırımlar, politik ve sosyal istikrar, teknoloji, altyapı gibi pek çok faktörden etkilenmiştir. Söz konusu ülkeler teknolojiyi dışarıdan almış, kendi ülkelerinde özel sektör, devlet ve üniversitelerin desteğini alarak sistematik, uzun vadeli teknolojik innovasyon yaratmışlardır. Pek çok Doğu Asya ve Latin Amerika ülkesi ihracat yapılarını değiştirerek yüksek teknolojili ürünler üretir hale gelmiştir. Bugün söz konusu ülkelerin toplam ihracatının yarısını yüksek teknolojili ürünler oluşturmakta olup, gelişmiş ülkelere bağımlılıktan bahsetmek pek mümkün değildir. Genel bir değerlendirme yapılırsa, tüm dünyada son yıllarda yüksek teknoloji ihracatının artmasına etken olan faktörlerin; AR-GE yatırımları, politik ve makroekonomik istikrar, dinamik bir sermaye piyasasının varlığı, eğitimli ve kalifiye işgücü olduğu görülmektedir. 12 1.5. Ar-Ge Rekabete artı katma değer sağlayan en önemli faktör olan yenilik üretmede teknolojik yeniliğin ve Ar-Ge çalışmalarının iki temel kriter olduğu bilinmektedir. Bu bağlamda milli gelir içinde Ar-Ge harcamalarını artıran ülkelerin yüksek teknolojiye sahip olduğu, ve verimlilik artışı sağladığını söylemek mümkündür. Çeşitli ülke ve Ülke Gruplarının Ar-Ge Harcamalarının GSMH İçindeki Payı (%) Ülkeler OECD tarafından yayımlanan Bilim, Teknoloji ve Sanayi Genel Görünüm 2006 1985-1995 2000 2004 ABD 2.5 2.7 2.7 raporuna göre, 2004 yılında toplam Ar-Ge AB-15 1.91 1.9 1.9 harcamaları 2000 yılına göre %10 artarak Japonya 2.9 3.0 3.1 729 milyar dolara ulaşmıştır. En yüksek Brezilya 0.6 1.0 0.9 Ar-Ge harcamaları ABD’de gerçekleşirken Çin 0.5 0.9 1.23 Hindistan 0.8 0.77 0.69 Kore 2.6 2.4 2.9 Rusya 0.7 1.05 1.16 %2.1 artışla) ve AB-25 (2000-2003 arası Türkiye 0.6 0.64 0.79* yıllık %2.3 artışla) izlemiştir. OECD dışında OECD 2.27(1990) 2.23 2.26 kalan ülkelerde de önemli Ar-Ge yatırımları Ülkeleri Kaynak: OECD Bilim ve Teknoloji Göstergeleri (2002-2004 arasında yıllık %4 artışla), ABD’yi Japonya (2002-2004 arası yıllık gerçekleşmektedir. Özellikle bilimsel ve teknik gelişimin hız kazandığı gelişmekte 2006, Dünya Ticaret Örgütü Dünya Gelişim Göstergeleri 1999 *TÜBİTAK 2005 olan Asya ülkeleri gibi olmayan ülkelerin OECD üyesi global Ar-Ge harcamalarına dikkate değer bir katkı sağladıklarını söylemek mümkündür. Çin, İsrail, Rusya ve Güney Afrika gibi ülkelerin toplam Ar-Ge harcaması ise OECD ülkelerinin toplam harcamasının %17’sine denk gelmektedir. Son yıllarda Ar-Ge harcamalarında artan artış, ülkelerin innovasyona daha fazla önem vermesi, pek çok ülkenin artık bilim ve teknolojik gelişim için resmi plan ve strateji belirlemesi ve bunları kurumsal değişiklikler ve finansmanla desteklemesi ile açıklanmaktadır. Görüldüğü gibi hangi ülkeler bilim, teknoloji, teknolojik innovasyon ve Ar-Ge’de diğer ülkelerden güçlüyse, rekabet üstünlüğüne de sahip olmaktadır. Küreselleşen dünyada artık ekonomiler ulusal olmaktan çıkmış, küresel bir boyut kazanmıştır. Küreselleşmenin diğer bir sonucu olarak da ülkeler genel ekonomik konjonktürde dinamizm ve rekabet gücü 13 kazanmışlardır. Bu bağlamda bir ülkenin üretim birimlerinin ne derece rekabetçi olduğu o ülkenin gelişme potansiyelini belirlediği için büyük önem taşımaktadır. Burada da sanayiinin rekabet gücü kavramı ortaya çıkmaktadır. Dünya Ekonomik Forumu (WEF) tarafından hazırlanan, 80 ülkenin büyüme perspektifinin incelendiği ve ülkelerin mikro ve makro ekonomik verilerinin en kapsamlı şekilde ele alındığı Küresel Rekabet Raporu’nda teknolojiye dikkat çekilmiş ve ülkelerin teknolojik durumuna büyük önem verilmiştir. Küresel Rekabet Gücü Endeksi Raporda, yüksek düzeyde teknolojik innovasyon Sıralama ve Ar-Ge yatırımları yapan İsviçre’nin ABD’yi Ülkeler 2005 2006 İsviçre 4 1 Finlandiya 2 2 Finlandiya, İsveç ve Danimarka’nın izlediği İsveç 7 3 belirtilmiştir. Yüksek kalitede alt yapı yatırımı Danimarka 3 4 yapan, kalifiye işgücü ve yüksek seviyede Singapur 5 5 teknolojiye sahip Singapur ve Japonya gibi Asya ABD 1 6 ülkeleri üst sıralardaki yerlerini korurken, güçlü Japonya 10 7 Almanya 6 8 İngiltere 9 10 Tayvan 8 13 arasında yer almıştır. Rapora göre İtalya, Kore 19 24 Yunanistan, Polonya rekabet gücü azalan; Türkiye 71 59 Türkiye ve Hırvatistan ise AB’ye üyelik Kaynak: Dünya Ekonomik Forumu geride bırakarak birinci sıraya çıktığı, onu büyüme rakamlarına rağmen Hindistan, Çin, Brezilya ve Rusya rekabet gücü azalan ülkeler sürecinin etkisiyle rekabet gücü artan ülkeler olmuştur. Türkiye 2005 yılında 71. sırada yer alırken 2006 yılında 59. sıraya çıkmış, 64. sırada yer alan Hırvatistan da 51.sıraya yükselmiştir. 1.6. Hizmet Sektörü Sektörel yapıdaki değişimler incelendiğinde, en önemli değişimlerin hizmet sektöründe gerçekleştiği görülmektedir. Global ekonomik entegrasyon ve teknolojik gelişmeler, hizmet ticaretinin artmasına neden olurken, daha önce yapılması mümkün olmayan veya pahalı olan uluslararası işlemlerin, bireylerin ve işlemlerin mobilitesinin artmasıyla daha ucuz hale gelmesi, hizmet sektörü kapsamında yer alan faaliyetlerin dünyadaki birçok firma tarafından üretilmesine ve satılmasına olanak sağlamıştır. 14 Gelişmiş ülkelerde imalat sanayiinin gelişimi ile ortaya çıkan refah artışı ve yüksek gelir düzeyi hizmet sektörünün önemini artırırken, bu doğrultuda sektörün parçası olan bankacılık, pazarlama, dağıtım, iletişim, turizm gibi faaliyetlerin ekonomik gelişmeye olan etkileri daha da ortaya çıkmıştır. Bugün pek çok ülkede hizmet sektörünün milli gelirdeki ve istihdamdaki payı diğer sektörlerin payından fazladır. Hizmet sektöründeki bu değişim kendisini, ekonomilerin gittikçe dışa açılması, sermaye hareketlerinin ve yabancı sermaye yatırımlarına yönelik sınırlandırmaların azaltılması ve özelleştirmenin yaygınlaşması ile son yıllarda ciddi oranda artan yabancı sermaye yatırımlarının sektörel dağılımında da göstermektedir. Son yıllarda toplam yabancı yatırımlar içinde temel üretim sektörleri ve imalat sanayiinin payı belirgin bir şekilde gerilerken, hizmetler sektörünün payı artmıştır. Hizmet sektörüne yönelik yabancı yatırımların artması alıcı ülkelerdeki hizmet sektörlerinin sermaye, teknoloji, yönetim, firmaların yeniden yapılandırılması gibi konularda gelişmesini sağlamıştır. 1990-2005 döneminde dünya yabancı sermaye stokunun sektörel dağılımı incelendiğinde, hizmetler sektörünün payının tarım ve madencilik gibi temel üretim sektörleri ile imalat sanayi sektörlerinin payına göre büyük artış kaydettiği gözlenmektedir. 1990 yılında gelişmekte olan ülkelere yönelik yabancı sermaye yatırımı girişlerinin %7.4’ü temel üretim sektörleri, %45.1’i imalat sektörü ve %47.4’ü hizmet sektörüne aittir. 2005 yılında bu oranlar sırasıyla %7.6, %30.8, %61.5 olmuştur. Bu eğilim hizmet sektörünün artan önemini ortaya koymaktadır. Dünya hizmet ihracatı 2006 yılında bir önceki yıla göre %11 artış kaydederek 2.7 trilyon dolar olarak gerçekleşmiştir. Hizmet ithalatı ise %10 artışla 2.3 trilyon dolara ulaşmıştır. Dünya hizmet ihracatının toplam ihracattaki payı %19, hizmet ithalatının toplam ithalattaki payı ise %18.6’dir. 15 Ülkeler Gelişmiş Ülkeler ABD İngiltere Almanya Fransa Japonya Gelişmekte olan Ülkeler Ülke Grupları Bazında Hizmet İthalat ve İhracat Payları (%) 1980 1990 2000 İthalat İhracat İthalat İhracat İthalat İhracat 9.2 6.2 9.5 7.2 7.2 12.1 9.2 8.4 11.0 5.1 11.9 5.3 9.9 7.1 10.3 20.3 6.5 6.1 9.1 - 2005 İthalat İhracat 14.1 6.5 9.2 4.0 7.7 22.2 7.9 5.3 5.3 4.9 12.0 6.5 8.6 4.4 5.6 14.7 7.8 6.1 4.7 4.5 0.4 0.6 0.5 0.7 2.4 Çin 0.3 0.7 0.7 0.6 1.3 Hindistan 0.7 0.6 1.2 1.2 2.2 Kore 0.3 0.3 0.8 0.8 1.0 Tayland 1.0 0.4 0.8 0.5 1.1 Brezilya Kaynak: Dünya Ticaret Örgütü, Uluslararası Ticaret İstatistikleri 2006 2.0 1.1 2.0 0.9 0.6 3.5 2.2 2.5 1.2 0.9 3.1 2.3 1.8 0.8 0.6 Gelişmekte olan ülkeler genellikle hizmetlerin ithalatçısı konumunda olup, tam tersi bir eğilim gelişmiş ülkelerde görülmektedir. Dünya Ticaret Örgütü’ne göre, ülke grupları itibariyle AB ülkeleri dünya hizmet ithalat ve ihracatında ilk sırada yer almaktadır. Avrupa ülkelerinin ihracattaki payı %52, ithalattaki payı ise %48’dir. Avrupa ülkelerini %22’lik ihracat payı ile Asya ülkeleri izlemektedir. Asya ülkelerinin ithalattaki payı %25’dir. Kuzey Amerika’nın toplam hizmet sektörü ihracatındaki payı %17.5, ithalattaki payı %15.6’dır. Ülkeler itibariyle global hizmet ihracatında ilk sırada %14.7’lik pay ve 354 milyar dolar ile ABD yer almaktadır. ABD’yi 188.7 milyar dolar ile İngiltere (%7.8), 148.5 milyar dolar ile Almanya (%6.1), 115.0 milyar dolar ile Fransa (%4.7) ve 107.9 milyar dolar ile Japonya (%4.5) izlemektedir. Dünya hizmet ithalatında önemli paya sahip ülkeler sırasıyla, %12’lik payı ile ABD, %8.6’lık payı ile Almanya, %6.6’lik payı ile İngiltere ve %5.6’lık payı ile Japonya’dır. Bu ülkelerin hizmet ithalatı miktarları sırasıyla 281.2 milyar dolar, 201.4 milyar dolar, 154.1 milyar dolar ve 132.6 milyar dolardır. 2006 yılı itibariyle dünya hizmet sektörü ihracatında 25.6 milyar dolar ile 26. sırada yer alan Türkiye, hizmet ithalatında ise 10.7 milyar dolar ile 39. sırada yer almaktadır. Hizmet sektörü temel olarak turizm, taşımacılık, inşaat ve diğer ticari hizmetler başlıkları altında ele alınmaktadır. Diğer ticari hizmet başlığı altında yer alan hizmetler ise, ticari 16 hizmetler, finans hizmetleri, çevre ürünleri ve sağlık hizmetlerdir. 2005 yılı itibariyle uluslararası ticarette turizmin payı %28.4, taşımacılık hizmetleri payı %23.6, diğer ticari hizmetlerin payı ise artmaya devam ederek %48 olarak gerçekleşmiştir. 1.6.1. Turizm Hizmetleri Turizm dünyanın en büyük sektörlerinden birisi olarak kabul edilmekte ve dünya hizmet ticaretinin yaklaşık %30’unu oluşturmaktadır. Düşük maliyetli havayolu ile ulaşımın sağlanması sektörün gelişimine olumlu katkıda bulunmuştur. Turizm hizmetleri sektörün gelişimiyle birlikte artan seyahat hizmetleri ihracatı 2005 yılında 685 milyar dolar olarak gerçekleşmiş olup, sektördeki önemli ihracatçılar ABD, İngiltere, Almanya ve Japonya’dır. Turizm sektörüne olan talep gelir seviyesi ile doğru orantılıdır. Dünyadaki gelir düzeyi artıkça sektöre olan talep de artmaktadır. Diğer yandan turizm birçok hizmet sektöründen oluşmaktadır, bu bakımdan bir çok ekonomik alanı etkilemektedir. İstihdam yoğun bir sektör olması bakımından kırsal alanlarda önemli istihdam kaynaklarından birisidir. Turizm sektörü istihdam yaratılması açısından dünya ekonomisinde büyük öneme sahiptir. Dünyada en çok turist çeken ülkeler Batı Avrupa, Asya ve Avustralya’dır. Turizm sektörünün gelişmesi savaş, terör saldırıları gibi siyasi olaylar ve global çevre şartlarına bağlı olmakla birlikte, düşük fiyatlı taşıma sektörünün büyümesi, özellikle Çin gibi yeni pazarların gelişmesi gibi faktörlerin büyümeye katkısı olacağı düşünülmektedir. 1.6.2. Taşımacılık Hizmetleri Rekabet şartlarının giderek ağırlaştığı uluslararası ticarette malın hızlı ve düşük maliyetle taşınması ve zamanında alıcıya teslim edilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu durumda taşımacılık hizmetleri sektörünün gelişimini tetiklemekte, büyümesine ve teknolojik açıdan hızla gelişmesine neden olmaktadır. Dünya hizmet sektörü içinde %23.6’lık ihracat payı ile en büyük ikinci paya sahip sektör taşımacılık sektörüdür. Dünya taşımacılık hizmetleri ihracatı 2005 yılında 570 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Sektördeki önemli ihracatçılar ABD, Almanya, Japonya ve İngiltere olup, bu ülkelerin dünya taşımacılık sektöründeki payları sırasıyla %11.1, %6.7, %6.3 ve %5.5’dir. Önemi gittikçe artan bu hizmet sektörünün önümüzdeki dönemde daha da gelişeceği tahmin edilmekte olup, sektörde dünya çapında serbestliğin sağlanması ve ticaretin önündeki engellerin azaltılması yönündeki çalışmaların sektörün gelişimine katkı sağlayacağı düşünülmektedir. 17 1.6.3. İnşaat Hizmetleri İnşaat sektörü tüm sanayi dalları için altyapı sağlamakta, aynı zamanda tek başına ülke ekonomilerinde önemli bir paya sahip olmaktadır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde temel altyapının oluşturulması, yerel işgücünün eğitilmesi, teknoloji transferi sağlanması, açılarından önem taşımaktadır. İnşaat alanında dünyadaki en büyük pazar ABD’dir. Japonya ikinci sırada yer almakla birlikte önümüzdeki dönemde bu ülkede beklenen büyümenin diğer Asya ülkelerine göre daha düşük kalması beklenmektedir. Dünya hizmet ihracatında inşaat hizmetlerinin payı %4’dür. Dünya inşaat hizmetleri ihracatında eski doğu bloğu ülkeleri, Avrupa ve Asya en yüksek paya sahip ülke gruplarıdır. 1.6.4. Ticari Hizmetler Bilgisayar ve bilgi işlem, araştırma ve mühendislik hizmetlerini kapsayan ticari hizmetler finans, ticaret, eğitim, sağlık sektörleri arasındaki en büyük sektördür. Global olarak sağlanan hizmet gelirlerinin en büyük kısmı ticari hizmetlerden elde edilmektedir. En büyük ticari hizmet sektörüne sahip ülkeler ABD ve AB ülkeleri olup, iki ülkenin toplam geliri dünya toplamının %70’ine tekabül etmektedir. Ticari hizmet sektöründe en büyük paya sahip ülkeler %38 ile ABD, %34 ile AB, %12 ile Japonya’dır. 2005 yılında ticari hizmet ihracatı 1.1 trilyon dolara ulaşmış olup, sektördeki önemli ihracatçılar ABD, İngiltere, Almanya ve Japonya’dır. Bu ülkelerin ticari hizmet ihracatındaki payları sırasıyla %16.3, %10.9, %7.0 ve %5.1’dir. 1.6.4.1 Bilgi Teknolojileri Ticari hizmet sektöründe en fazla öne çıkan sektör Bilgi Teknolojileri İle İlgili Hizmetler sektörüdür. Bilgi teknolojileri sektörünün temelinde donanım, yazılım ve bilgi işlem merkezleri gibi bilgisayar sanayi yer almaktadır. Buna göre bilgi teknolojileri ile ilgili hizmetler; bilgisayar donanımının kurulmasına yönelik danışmanlık hizmetleri, yazılım hizmetleri, veri işleme hizmetleri, veri tabanı hizmetleri, aynı zamanda elektronik ve telekomünikasyon hizmetleri ile yayın ve yeni multimedya teknolojilerinin tümünü kapsamaktadır. Bilgi teknolojileri hizmetleri ihracatı toplam hizmet ihracatı içinde %8’lik bir paya sahiptir. Bu alanda ABD yine lider ülke konumunda olmakla birlikte, son yıllarda Çin, Hindistan, Kore, Tayvan gibi Asya ülkeleri de Bilim ve Teknoloji alanında öne çıkmaya başlamıştır. 2005 yılında Asya ülkelerinin bilgi teknolojileri hizmet ihracatındaki payı %10’a 18 ulaşmış, Avrupa’nın payı %9, Amerika ve Kanada gibi ülkelerin yer aldığı Kuzey Amerika’nın payı ise %8 olmuştur. Bilgi teknolojileri sektöründe öne çıkan sektörlerden birisi olan yazılım sektöründe de gelişmekte olan ülkelerin payı artmaktadır. Gelişmiş ülkelerdeki firmalar işlerinin bir bölümünü gelişmekte olan ülkelere aktarmakta olup bu alanda Çin, Hindistan, Filipinler, Rusya ve Doğu Avrupa ülkeleri küçük ama artan oranda pay almaya başlamışlardır. Dünyada yazılım ihracatında önde gelen ülkeler arasında, Asya kıtasında Hindistan ve Çin, Ortadoğu’da İsrail, Avrupa’da İrlanda ve Rusya, Uzakdoğu’da Filipinler, Tayvan ve Singapur, Amerika kıtasında ise Meksika ve Brezilya sayılabilmektedir. 1.6.5. Finans Hizmetleri Finans hizmetleri hemen bütün ekonomilerde büyük ve devamlı büyüyen bir sektördür. Özellikle hızlı bir şekilde modernleşen ekonomilerde sektörün büyüme hızı daha fazladır. Gelişmekte olan ülkelerde ortaya çıkan yeni ve büyüyen pazarlar, finansman ve ticaret sektöründe yaşanan serbestleşme, teknolojide yaşanan hızlı gelişme ve yeni finans araçları nedeniyle finans hizmeti ticareti de hızla büyümektedir. Uluslararası finans merkezleri genellikle gelişmiş ülkelerde bulunmakla birlikte, gelişmekte olan ülkelerde sektörde önemli rol oynamaya başlamıştır. ABD dünyadaki en büyük finansman hizmet sektörüne sahip olmakta olup, global katma değerin dörtte üçünü gerçekleştirmektedir. ABD’den sonra ikinci sırada AB gelirken, üçüncü sırada Japonya yer almaktadır. Finans hizmetleri toplam global hizmet ihracatının %12’sini oluşturmaktadır. Dünya finans hizmetleri ihracatında Kuzey Amerika, Avrupa ve Asya ülkeleri en yüksek paya sahip ülkelerdir. 1.6.6. Çevre Ürünleri ve Hizmetleri Çevreye verilen önem ulusal çevre standartlarının uyumlaştırılması global çevre hedeflerine uyum sağlama çabası ve çevrenin ticarette giderek artan oranda kazandığı önem çevre ile ilgili hizmet ve ürün pazarının büyümesine neden olmaktadır. Dünya çevre ürünleri ve hizmetleri pazarı yaklaşık 550 milyar dolar civarındadır. Gelişmiş ülkeler çevre hizmetleri pazarının %85’ine sahiptir. Önümüzdeki yıllarda bu alandaki talebin gelişmekte olan ülkelerden geleceği düşünülmektedir. Dünya nüfus yoğunluğunun yanı sıra enerji, kimyasallar ve diğer ürünlerin üretimdeki artışı kirlilik ve çevredeki bozulmanın önemli ölçüde ilerlemesine neden olmuştur. Bu bağlamda önümüzdeki yıllarda çevre ürünleri ve hizmetlerine olan talepte artış olması ve sektörün yıllık %5 oranında büyümesi beklenmektedir. 19 1.6.7. Sağlık ve Sosyal Hizmetler Sağlık hizmetleri gelir, yaş, teknoloji, ekonomik ve sosyal amaçlar gibi bir çok bağlı olduğu için ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir. Son dönemde ulaşım ve iletişim sektörlerinde yaşanan gelişmeler sağlık hizmetlerinin ticaretinin yapılmasına olanak sağlamıştır. Gelişmiş ülkelerde sağlık hizmetlerinin maliyetlerinin yüksek olması ve bazı sağlık hizmetlerinin yerel tedarikçiler tarafından sağlanamaması, kişilerin daha uygun fiyata aynı kalitede hizmet alabileceği ülkelere yönelmesine neden olmaktadır. Kişi başına sağlık harcamalarına bakıldığında ilk sırada İsviçre yer almakta, bu ülkeyi ABD ve Norveç izlemektedir. ABD dünyanın en büyük sağlık hizmetleri sektörüne sahip ülkesidir, ikincisi sırada ise yine AB gelmektedir. Dünya sağlık ve ilaç pazarının önümüzdeki beş yıl boyunca hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerdeki talep artışına bağlı olarak büyümesi, ancak sağlık harcamalarının GSMH’ye oranının belirli bir seviyede kalması beklenmektedir. En büyük sağlık tedarikçisi ülke olan ABD’nin konumunu önümüzdeki dönemde de koruyacağı tahmin edilmektedir. 1.7. Tarım Sektörü Tarım ilk insanlardan beri ülkelerin ekonomilerinde önemini hep korumuştur. Gelişmiş ülkelerde bu sektördeki istihdam giderek azalsa da, gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerde hala önemli bir istihdam kaynağı konumunda olması, bunun yanında tarıma dayalı sanayiye hammadde sağlaması, elde edilen tarımsal ürünlerin bir kısmının veya tamamının ihraç edilmesiyle ülkeye döviz kazandırması gibi ekonomik özelliklerinin yanında stratejik ve sosyal açılardan da tarım günümüzde önemini korumaktadır. Tarım sektöründe yeni tarım teknikleri, yetiştirme şekilleri ve özellikle genetik mühendisliğinin son yıllarda gelişmesiyle üretim ve verim konusunda sürekli bir gelişme yaşanmıştır. Bu bakımdan tarım sektörünün, verimlilik ve kullanılan teknoloji açısından ülkeden ülkeye farklılık gösterdiğini söylemek mümkündür. Gelişmekte olan ülkeler tarım ülkeleri olarak isimlendirilmelerine ve ekonomileri içinde tarımın payının yüksek olmasına karşın, verimlilikleri gelişmiş ülkelerin gerisinde kalmıştır. Özellikle ABD ve AB gibi gelişmiş ülkelerde tarımdan elde edilen verim ve dolayısıyla gelir diğer ülkelere göre çok daha yüksektir. Bunun nedenleri, tarımın daha fazla desteklenmesi, girdi kullanımının en 20 uygun miktarlarda kullanılması, Ar-Ge faaliyetlerine önem verilmesi ve dolayısıyla modern tarım yapılması olarak sıralanmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerdeki verimsizliğin bir sonucu olarak sektördeki istihdam açısından farklılık yaşanmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde tarım sektörünün istihdamdaki payı %3-5 gibi tek haneli rakamlarla ifade edilirken, gelişmekte olan ülkelerde %30-40 gibi yüksek oranlardadır. 1985-2004 yılları arasında tarımsal ürünlerin ticareti global ticarette yaşanan artış ve yeni ülkelerin global piyasalara katılmasıyla birlikte artış kaydetmekle beraber, tarımın toplam ticaretteki payı %10’un altına inmiştir. 1985-2004 arasında daha fazla ülke global ticaretin içinde yer alırken, tarımsal ürün ticareti yapan ülke sayısı azalmıştır. 2004 yılı itibariyle 20 tarım ihracatçısı ülke toplam tarım ihracatının %73’ünü gerçekleştirmektedir. Ülkeler İtibariyle Global Tarım İhracatındaki Paylar 1985-1989 1985-2004 2000-2004 yıllık arasındaki dönemde yirmi tarımsal Milyar $ (% Pay) Milyar $ (% Pay) ABD 34.34 22.8 60.18 18.1 AB 29.86 19.8 61.78 18.6 dolardan 393 milyar dolara Avustralya 9.65 6.4 16.16 4.8 yükselmiştir. 1985-1989 yılları Brezilya 6.61 4.3 18.18 5.4 Meksika 2.47 1.6 8.36 2.5 Çin 2.31 1.5 14.00 4.2 toplam Hindistan 2.28 1.5 5.80 1.7 gerçekleştirmiş ancak bu oran Kaynak: OECD Tarımsal Gelişim Raporu 2007 ürünlerin ihracatı 123 milyar arasında ilerleyen OECD ülkeleri ihracatın %70’ini yıllarda %60’a gerilemiştir. 1985-1989 yılları arasında sektördeki önemli ihracatçılar ABD, AB, Avusturalya olup, bu ülkelerin dünya tarım sektöründeki payları sırasıyla %22.8, %19.8 %6.4’dür. 2004 yılında ise OECD ülkeleri ve yüksek gelirli ülkelerin toplam ihracattaki payı azalmış, buna karşılık gelişmekte olan ülkelerin payı artmıştır. 2004 yılında AB %18.6 ile birinci sıraya çıkarken, ABD %18.1 ile ikinci sıraya gerilemiş, Brezilya ise %5.4 ile üçüncü sırada yer almıştır. 1985-1989 yıllarında Türkiye’nin toplam ihracattaki payı %1.5 iken 2004 yılında %1.2’ye gerilemiştir. Tarımsal üretimin iki önemli kolu olan ve insan beslenmesinde önemli rol oynayan bitkisel üretim ve hayvansal üretim oranları gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde değişmektedir. Gelişmiş ülkelerde hayvansal üretim tarımsal üretimin %65-70’ini oluştururken, gelişmekte 21 olan ülkelerde bu oran %30-35’dir. Sanayi ve ticarette hızla büyüyen Çin, tarım ve hayvancılıkta da lider ülkeler arasında yer almaktadır. Çin 1979-1981 döneminde dünya et üretiminin %10.66’sını, dünya meyve sebze üretiminin ise %10.72’sini karşılarken, 2004 yılında dünya et üretiminin %28.57’sini, meyve sebze üretiminin ise %36.62’sini tek başına gerçekleştirir durumuna gelmiştir. Çin’in yanısıra diğer Asya ülkeleri ve Brezilya da et ve meyve-sebze üretim rakamlarını son yıllarda artırmış, buna karşılık Avrupa ülkelerinin payı düşmüştür. Türkiye ise meyve-sebze ve tahıl üretimini 2004 yılına kadar artırmış ancak son iki yılda üretimdeki payı gerilemeye başlamıştır. Dünya tahıl üretiminde Çin, ABD, Hindistan ve Rusya ilk sıralarda yer alırken, Türkiye 14. sırada yer almaktadır. Meyve-sebzede Türkiye 5.sırada yer almaktadır. Bugün dünyada tarım ürünleri ticaretini 20 ülke yönetmekle birlikte payları her geçen gün azalmaktadır. Diğer taraftan OECD ülkeleri ticaretin büyük bir kısmını gerçekleştirmeye devam etmekte olup, daha çok işlenmiş ürün ihracatı yapmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerin ise tarım ticaretinde ağırlığı giderek artmaktadır. Özellikle süt ve et ürünlerinin ihracatında gelişmekte olan ülkelerin payı bariz bir şekilde artarken, OECD ülkelerinin payı azalmaktadır. Son yıllarda özellikle işlenmiş tarımsal ürünleri ticaretinde artış yaşanmaktadır. Tarımsal emtia ihracatının toplam tarım ürünleri ihracatındaki payı %41’lere ulaşmıştır. Buna karşılık 1985’lerden beri ham tarım ürünlerinin ihracatında düşüş görülmektedir. Son yirmi yılda ham tarım ürünlerinin ihracattaki payı %37’den %19’a gerilemiştir. Gelişmekte olan ülkeler, az gelişmiş ülkelere kıyasla daha fazla yarı işlenmiş ve işlenmiş tarım ürünleri ihracatı yapmaktadır. Tarım ve ticaret politikaları hem yurtiçi hem de uluslararası piyasalarda üretim ve tüketim üzerinde doğrudan etki yaratmaktadır. Bu nedenle her geçen gün daha fazla tarım politikası uygulamaya konmaktadır. Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), Tarım Antlaşması ile korumacılık ve tarife engellerinin kaldırılması için çalışmalarını sürdürmektedir. Amaç serbest ticaret önündeki engellerin kaldırılmasıdır. Her ne kadar serbest ticaret eğilimi güçlense de, uluslararası alanda belirlenmiş standart ve sistemlerle üretim yapamayanların ihracat şansları gittikçe azalmaktadır. Yoksul ülkelerin tarımsal ihraç ürünleri çok sınırlı olup, bunlar genellikle temel tarımsal ürünlerdir. Bu ülkelerin zengin ülkelere karşı rekabet etmeleri de hemen hemen imkansızdır. Çünkü başta ABD, AB ve Japonya olmak üzere zengin ülkeler, OECD tahminlerine göre, yıllık 300 milyar dolar tutarında bir kaynağı tarım destekleri için 22 kullandırmaktadır. Yoksul ülkeler söz konusu destekler nedeniyle, tarım ürünlerine tarife koymak suretiyle kendilerini koruma altına almaya çalışmakta, ancak kendi aralarında yeterince tarımsal ticaret yapamamaktadırlar. Bioenerji Sanayi devrimi ile birlikte dünyanın her yerinde madenler ve fosil yakıtlar başta olmak üzere doğal kaynak tüketimi hızlanmıştır. Kentleşmeyle birlikte tüketim eğilimleri artarken, aynı zamanda kitlesel üretim, ulaşım teknolojisindeki gelişmeler ve mal ve hizmet talepleri de hızlanmıştır. Talepteki hızlı artış gerek coğrafi gerekse teknolojik olarak yeni enerji kaynaklarının aranmasını gündeme getirmiştir. Sanayileşmenin yaşandığı dönemlerde önemsenmeyen çevre, özellikle sanayileşme sonrasına geçen toplumlarda, çevre kirlenmesindeki ve yok olmasındaki hızdan dolayı önemli gündem maddesi haline gelmiştir. Tüm bunların sonucunda yenilenebilir enerji çeşitleri özellikle bio yakıtlara verilen önem artmıştır. Bio yakıtın öne çıkması en çok tahıl, şeker, yağ çekirdekleri ve hurma yağı ticareti etkilemiştir. Bio yakıt üretimi tarımsal ürünler için yeni piyasaların gelişmesine katkı sağlamış aynı zamanda çiftçilerin gelirlerini artırıcı bir etki yaratmıştır. 2006 yılında tarımsal emtia fiyatlarında yaşanan artış bioyakıt üretiminde kullanılan şeker, mısır, sebze yağları ve tahıl gibi ürünlere olan ilgiyi artmıştır. Bio enerjinin öneminin önümüzdeki dönemde artmaya devam etmesi beklenmekte olup, tarım piyasalarının yapısını değiştireceği tahmin edilmektedir. 23 İKİNCİ BÖLÜM 2. TÜRKİYE EKONOMİSİNDE TEMEL SEKTÖREL GELİŞMELER Türkiye’de 1963 yılında başlayan planlı kalkınma döneminde, ithal ikameci sanayileşme stratejisi çerçevesinde üretim ve istihdamda tarımın payı azalmaya, sanayinin payı ise artmaya başlamıştır. 1960-1980 yılları arasında ortalama %4.8 büyüyen ekonomi, 1960 yılında GSMH’nin %1.5’i kadar cari açık verirken 1980 yılında GSMH’nin %4.5’i kadar cari açık verir hale gelmiştir. 1960 yılında %69 olan ihracatın ithalatı karşılama oranı ise 1980 yılında %37’ye gerilemiştir. 1970’li yıllardan itibaren artan işçi dövizleri de döviz açığını karşılamak için yeterli olmamıştır. Ayrıca bu dövizler nedeniyle genişleyen para arzı enflasyonu körüklemiştir. 1970’li yıllarda da ithal ikameci kalkınma stratejisi izleyen Türkiye ekonomisi, bu dönemde yaşanan petrol krizleri ve dünya genelinde artan enflasyon oranlarına paralel olarak, döviz darboğazına düşmüş, böylece gerek duyulan yatırım ve ara malı ithalatı yapılamamış ve 1980’li yıllara gelindiğinde bu stratejiyi sürdüremez duruma gelmiştir. 1980’li yıllarda ihracata yönelik kalkınma modeli uygulanmaya başlanmış ve 1990’lı yılların başına kadar yoğun bir dışa açılma süreci yaşanmıştır. Artan dış kaynak ihtiyacı doğrultusunda, 1980 yılında 15.7 milyar dolar olan kamu dış borç stoku 1990 yılı sonu itibariyle 49 milyar doları aşmıştır. Artan dış borç yükü ve bütçe açığı yeni kaynak arayışlarını beraberinde getirmiş ve bu arayış 1990’lı yılların başından itibaren faiz kur makasının açılması temeline dayanan ve sıcak para olarak adlandırılan kısa vadeli sermaye ile finansmanın önem kazanmasına neden olmuştur. Kurumsal yapıdaki gelişme hızının yeterli olmaması hızlı dışa açılmanın pek çok sorunu beraberinde getirmesine neden olmuş ve Türkiye ekonomisi 1994 ve 2001 yıllarında iki büyük kriz yaşamıştır. 1996 yılında gümrük birliği ile önem kazanan AB ile ekonomik bütünleşme süreci 2001 yılından itibaren hızlanmış ve Ekim 2005’te tam üyelik müzakerelerinin başlaması ile sağlam temellere oturmuştur. Ekonomi gerek bir bütün olarak gerekse sektörel bazda incelenirken, Türkiye ekonomisinin yaklaşık son kırk yılda geçirdiği yapısal dönüşümlerin temelini oluşturan bu unsurlara dikkat edilmesi büyük önem taşımaktadır. 1980’li yıllarda ortalama büyüme oranı %4 olan Türkiye ekonomisi 1994 ve 2001 yıllarında iki büyük kriz yaşamış ve 1990-2001 (on iki yıllık periyotta) döneminde reel olarak yıllık ortalama %3.1 büyümüştür. Hem yurtiçi hem de yurtdışında önemli yapısal dönüşümlerin yaşandığı 2002-2006 yılları arasında ise Türkiye ekonomisi yıllık ortalama büyüme hızını 24 %7.2’ye çıkarmıştır. 2002 yılı başında %73’e ulaşan yıllık enflasyon, yaşanan dezenflasyon süreciyle birlikte 2006 yılında %9.6’ya gerilemiştir. Göreli olarak fiyat istikrarının sağlanmış olması, siyasi istikrarın sağlanması, Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı çerçevesinde başlayan yapısal reform sürecinin Avrupa Birliği (AB)’ye yakınsama süreciyle birlikte devam etmesi, kamu maliyesindeki iyileşme ve uluslararası konjonktürün desteği zincirleme bir ilişki içerisinde söz konusu yapısal dönüşümü ortaya çıkartmıştır. Sağlanan siyasi ve ekonomik istikrar yabancı sermaye girişlerini hızlandırmış ve bunun büyüme sürecine önemli katkısı olmuştur. Bir ekonomi için tercih edilen durum, ekonominin istikrarlı ve sürdürülebilir bir büyüme performansı sergilemesidir. Bir ekonominin, uzun dönem büyüme oranı olarak ifade edebileceğimiz potansiyel büyüme oranının üzerinde büyüme performansı göstermesi, finansman ihtiyacını artırıcı bir etki yapmakta, bu da ülkenin daha fazla borçlanmasına neden olmaktadır. Genel olarak ele alındığında sağlıklı biçimde büyüyen bir ekonomi kısa dönemde potansiyel büyüme oranından çok fazla sapmalar göstermeden büyüyen; uzun dönemde ise yapısal reformları tamamlayarak potansiyel büyüme oranını yükseltebilen bir ekonomidir. Yapılan hesaplamalara göre yıllık % 5-7 arasında potansiyel büyüme oranına sahip olan Türkiye’nin, yapısal reformların gerçekleştirilmesi ve verimlilik artışlarının sürdürülmesi halinde bu oranlarla büyümeye devam etmesi mümkün görünmektedir. 2000 ve 2001 krizleri sonrası döneme bakıldığında potansiyel büyüme oranından sapmaların büyük olduğu ancak bu sapmaların önemli verimlilik artışları ile birlikte ortaya çıktığı bir yapı söz konusudur. 2002 ve sonrası döneme ilişkin büyüme süreci analiz edilirken büyümenin kaynaklarının yapısal olarak farklılaştığı ve gerçekleşen yüksek büyümenin 1980 sonrası döneme ilişkin olarak yüksek büyüme-düşük enflasyon olgusunun yaşandığı “tek örnek beş yıl” olduğu dikkate alınmalıdır. Söz konusu dönemdeki büyümede krizden çıkış sürecinin etkisinin yanında, özel kesimdeki verimlilik artışları önemli bir etkiye sahiptir. Özel kesim verimlilik artışları, üretim kapasitesini genişletip, Türkiye’nin çıktı açığını sürekli pozitif tutmuştur. Verimlilik artışları ile birlikte, düşük reel ücret düzeyleri özel sektörün rekabet gücünü artırmış, yüksek büyüme oranlarının enflasyon artışına neden olmadan gerçekleştirilmesini mümkün kılmıştır. 25 Bu dönemde enflasyonsuz büyüme sürecine katkı yapan diğer bir önemli unsur ise büyümenin iç talepten çok ihracat artışından kaynaklanmasıdır. 1990-2001 döneminde yıllık ortalama %8.6 artış gösteren ihracat 2002-2006 yılları arasında yılda ortalama %22.2 artış göstermiştir. 1990-2001 yılları arasında iç talebin ve ihracatın büyüme katkıları sırasıyla ortalama %2.2 ve %3 iken 2002-2006 yıllarında iç talebin katkısı %4.2’ye, ihracatın büyümeye katkısı ise 2 kattan fazla artarak %7.6’ya yükselmiştir. 2.1. Üretim ve İstihdamın Temel Yapısı Milli gelir içerisinde tarım, sanayi GSYİH'deki Sektör Payları (Kaynak:DPT ve TCMB) 70 ve hizmet sektörlerinin paylarının 60 tarihsel olarak izlediği sürece 50 40 Tarım 30 Sanayi 20 Hizmet 10 19 19 68 19 70 7 19 2 7 19 4 19 76 7 19 8 8 19 0 19 82 8 19 4 8 19 6 8 19 8 19 90 19 92 9 19 4 19 96 20 98 0 20 0 20 02 20 04 06 0 Ana Sektörlerin GSYİH'deki Payları (%) 1980 1990 2000 2006 26 17 14 9 Tarım 25 32 29 31 Sanayi* 49 51 57 60 Hizmetler *Uluslararası verilerle uyumlu olması için inşaat sektörü sanayi içerisine dahil edilmiştir. Kaynak: DPT ve TCMB bakıp bir ülke ekonomisinin uzun vadede geçirdiği yapısal dönüşümlere ilişkin değerlendirmelerde oldukça yöntemdir. sık bulunmak başvurulan bir Sanayileşmenin, beraberinde toplumsal yapıdaki niteliksel gelişmeyi de beraberinde getireceği varsayımı ile milli gelir içerisinde sanayinin payının artması kalkınmışlığın bir göstergesi olarak görülmektedir. Türkiye ekonomisinde de tarihsel süreçte hizmet ve sanayi sektörünün GSYİH’deki payı artmış tarımın payı ise gerilemiştir. 1980 yılında tarımın GSYİH’deki payı %26, sanayinin %25 ve hizmet sektörünün %49 iken, 2006 yılı itibariyle tarım sektörünün payının ise %9’a gerilediği, sanayi ve hizmet sektörlerinin paylarının da %31 ve %60’e yükseldiği görülmektedir. Ana hatları itibariyle bu süreç arzu edilen bir gelişmeye işaret etmektedir. Aslına bakılırsa hizmet sektörünün üretim hacminin artması temelde sanayi sektöründeki üretimle ilişkilidir. Sanayi sektörünün ileri ve geriye doğru bağlantıları ve ekonomide yarattığı yayılma etkisi hizmet sektörü üretimini uyarmakta ve ekonomik büyümeyi belirleyen temel dinamik olmaktadır. Ana sektörlerin GSMH’den aldıkları paylara bakıldığında 1990 yılından 2006 yılına kadar olan dönemde sanayinin payının %30’lar dolayında seyrettiği, esas değişimin tarım ve hizmet 26 sektöründe olduğu görülmektedir. AB üyesi ve yüksek gelir grubu olarak nitelendirilen ülkelerde sanayinin payı %26’lar düzeyindedir. Ancak AB üyesi ve yüksek gelir grubu ülkelerle Türkiye arasında tarım ve hizmet sektörünün GSMH’den aldıkları paylar açısından belirgin farklılık bulunmaktadır. Bu ülkelerde tarımın payı yıllar itibariyle %2’de istikrar gösterirken, hizmet sektörünün payı %70’in üzerindedir. Türkiye’de ise 2006 yılı itibariyle GSMH’den tarım %9, hizmet sektörü ise %60 pay almaktadır. Dolayısıyla gelişme süreci içerisinde Türkiye’de sektörler arasındaki dağılımın bu yapıya yakınsaması beklenmektedir. Söz Toplam İstihdamın Sektörel Dağılımı (Kaynak:TÜİK) konusu yapısal değişim 70 istihdamın sektörel yapısında da 60 kendini göstermektedir. 1970 50 40 Tarım 30 Sanayi 20 Hizmet yılında, istihdam edilen toplam işgücünün %64’ü tarım, %16’sı sanayi, 10 %20’si sektöründe 19 70 19 73 19 76 19 79 19 82 19 85 19 88 19 91 19 94 19 97 20 00 20 03 20 06 0 ise istihdam hizmet edilirken 2006 yılına gelindiğinde tarımın payı %27’ye düşmüş, sanayi ve Ana Sektörlerin İstihdamdaki Payları 1970 1980 1990 2000 Tarım 64 54 46 36 Sanayi 16 20 21 24 Madencilik 6.9 6.0 5.4 1.6 İmalat Sanayi 62.1 65.1 70.9 70.3 Elektrik 1.0 1.3 0.3 1.8 İnşaat 30.0 27.6 23.4 26.4 Hizmetler 20 26 33 40 2006 27 24 2.3 76.8 1.7 23.2 48 hizmet sektörlerinin payları ise sırasıyla %24 yükselmiştir. ve %48’e Tarımsal istihdamdaki azalma büyümenin yeni istihdam yaratma kabiliyetini sınırlamaktadır. 2001-2006 döneminde toplam 2 milyon 542 bin yeni istihdam yaratılmıştır. Bu dönemde, tarım istihdamındaki azalma nedeniyle toplam istihdamdaki artış 805 bin kişi olabilmiştir. Tarımsal istihdamdaki gerileme işsizliğin düşmesini engelleyen bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. 27 2.2. Yatırım Harcamalarının Gelişimi İmalat Sanayi Yat / Top. Yat. Yatırımlar, bir bileşeni olarak cari milli gelirin, ekonominin üretim 40 kapasitesini 30 gelecek dönemlerdeki milli gelir 20 düzeyinin 10 belirleyicisidir. Ancak ekonominin 0 uzun dönemli istikrarlı bir büyüme 19 63 19 66 19 69 19 72 19 75 19 78 19 81 19 84 19 87 19 90 19 93 19 96 19 99 20 02 20 05 50 artırdığı önemli sürecini devam sadece yatırımların için de bir ettirilebilmesi mutlak düzeyine bağlı değildir. Yatırımların sektörel bileşimi de bu anlamda önem kazanmaktadır. Bu nedenle Türkiye ekonomisindeki dönüşümler incelenirken imalat sanayi yatırımlarının zaman içerisinde izlediği seyre de dikkat edilmelidir. Yukarıdaki Grafikte imalat sanayi yatırımlarının toplam yatırımlar içerisindeki payının yıllar itibariyle aldığı değerler verilmektedir. Grafikte, 70’li yılların ikinci yarısından sonra ciddi bir düşüş dikkat çekmektedir. 1990 yılından itibaren göreli bir istikrara kavuşan imalat sanayi yatırımlarının ağırlığı 2000 yılından itibaren artmaya başlamıştır. Verimliliğin yüksek olduğu imalat sanayinde görülen bu eğilim 2000 yılından itibaren gerçekleşen büyümenin verimlilik artışı kaynaklı olduğu görüşünü destekleyici niteliktedir. İmalat sanayi yatırımlarında görülen bu artışla ilgili dikkat çeken bir diğer gelişme ise, söz konusu artışın özel sektör yatırımlarındaki artıştan kaynaklanmasıdır. 2001 yılı sonu itibariyle toplam imalat sanayi yatırımlarının %95.5’i özel sektör, %4.5’i kamu sektörü tarafından geçekleştirilirken 2006 yılı sonu itibariyle kamu sektörünün payı %1’e gerilemiştir. Son dönemde özel sektör yatırımlarında görülen bu artışta firmaların yurtdışı borçlanma imkanlarının iyileşmesi önemli rol oynamıştır. Yatırımlar açısından son dönemde dikkat çeken bir diğer unsur ise doğrudan yabancı sermaye girişlerinde yaşanan artıştır. 1975-2000 yılları arasındaki 26 yıllık dönemde toplamda 10.6 milyar dolar yabancı sermaye girmiştir. 2001 yılında 3 milyar doları aşan sermaye girişi 20022003 yıllarında krizin etkisiyle azalmış ancak makroekonomik istikrarın sağlanmasıyla birlikte artışa geçmiştir. 2006 yılında 17.8 milyar doları bulan yabancı sermaye girişleri, 2007 yılının ilk yedi ayında 9.6 milyar dolara ulaşmıştır. 28 Doğrudan Uluslararası Yatırım Girişlerinin Sektörlere Göre Dağılımı (Milyon $) Ocak-Temmuz Sektörler 2002 2003 2004 2005 2006 2006 Tarım, Avcılık ve Ormancılık Balıkçılık Madencilik ve Taşocakçılığı İmalat Sanayii Gıda Ürünleri ve İçecek İmalatı Tekstil Ürünleri İmalatı Kimyasal Madde ve Ürünlerin İmalatı B.Y.S. Makine ve Teçhizat İmalatı Elektrikli Optik Aletler İmalatı Motorlu Kara Taşıtı , Römork Mobilya İmalatı; B.Y.S. Diğer İmalat Diğer İmalat Elektrik, Gaz ve Su İnşaat Toptan ve Perakende Ticaret, Oteller ve Lokantalar Ulaştırma, Haberleşme Mali Aracı Kuruluşların Faal. Gayrimenkul Kiralama ve İş Faal. Eğitim Hizmetleri Sağlık İşleri ve Sosyal Hizmetler Diğer Top., Sos ve Kişisel Hizmet Faal. Toplam --2 110 14 10 9 13 1 -14 448 249 8 9 17 4 2 75 214 78 14 39 8 5 2 40 788 68 183 174 13 2 33 -19 68 3 89 0 1 260 0 0 5 84 622 4 145 2 14 86 8 92 4 2 51 6 0 23 10 745 2 35 0 38 69 23 103 1 639 69 3 0 53 36 1,291 13 106 4 227 4 80 68 42 3,285 4,016 29 17 74 86 8,536 5 1 122 1.867 607 27 602 54 2007 - 68 924 574 10 142 43 2 217 1.914 242 27 231 23 53 41 63 27 3 1 458 86 112 59 303 148 1.167 1.103 23 10 6.700 4.789 6.957 391 93 54 265 156 104 76 17.719 7.778 70 50 12 1.259 534 219 68 12 442 7.259 370 17 11 11.065 - Geçici Veriler, 2007 Temmuz itibariyle Kaynak: T.C. Merkez Bankası Söz konusu yatırımlar büyümeye önemli katkı sağlasa da genellikle mevcut üretim tesislerine ve ağırlıklı olarak ulaştırma, haberleşme ile mali kuruluşlar sektörlerine yönelik olmuştur. Yukarıdaki Tablodan da görüldüğü gibi 2005 yılındaki 8.5 milyar dolarlık sermaye girişinin 7.3 milyar doları, 2006 yılındaki 17.8 milyar dolarlık sermaye girişinin ise 13.7 milyar dolarlık kısmı bu sektörlere yönelmiştir. Söz konusu sermaye girişlerinin büyük kısmı özelleştirme ve banka satın almalarından kaynaklanmaktadır. 2005 ve 2006 yıllarında imalat sanayiye yönelen doğrudan yabancı sermaye girişi ise sırasıyla 0.8 ve 1.9 milyar dolar ile göreli olarak sınırlı kalmıştır. Ancak imalat sanayine yönelen bu yatırımlarda 2006 yılında görülen artış dikkate değerdir. Bu yatırımların önemli bir kısmı gıda ve kimya sektöründe yoğunlaşmıştır. 29 Önümüzdeki dönemde, doğrudan yabancı sermayenin kurulu üretim tesislerine değil, üretim kapasitesini artırmaya yönelik olması, büyüme sürecinin istikrarının yanı sıra istihdam sağlanması gibi diğer makroekonomik hedefler için de büyük önem kazanmaktadır. 2.3. İmalat Sanayiindeki Gelişmeler 2.3.1. Üretim ve İstihdam İmalat sanayi 1980 yılında GSMH’nin %17’si kadar katma değer sağlarken bu oran 2006 yılı itibariyle %21’e ulaşmıştır. Temel ekonomik göstergeler itibariyle taşıdığı önemin yanı sıra, imalat sanayi ekonomide yaşanan yapısal dönüşümlerin, hemen her dönem, en temel ve en dinamik unsuru olmuştur. 1981-2000 yılları arasındaki 19 İmalat Sanayi Üretimi Yıllık Artış hızı yıllık dönemde ortalama 15 11.0 10 7.8 9.3 10.4 3.8 5 artan imalat sanayi üretimi1 2001 4.8 5.5 2005 2006 yılında -5 yaşanan gerilemiştir. 0 19811990 -10 -15 19912000 2001 2002 2003 2004 %6.2 krizle %9.5 2002-2006 yılları arasında ise ortalama %8.2 artış -9.5 göstermiştir. dönemde Bu oran GSMH’de aynı görülen %7.2’lik ortalama büyümenin de 1 puan üzerindedir. Ortalama üretim artışı açısından görülen farklılığın yanı sıra 2002-2006 yılları arasında yıllık üretim artışında sağlanan istikrar da iki dönem arasındaki ayırıcı bir faktör olarak dikkat çekmektedir. Söz konusu artışlardaki değişim katsayısının 1981-2001 dönemindeki 1 değerinden, 2002-2006 yılları arasında 0.3’e düşmesi imalat sanayi üretimi yıllık artış hızındaki istikrara işaret etmektedir. İki dönem arasındaki bu farklılık yukarıdaki Grafikten de görülmektedir. 1981-2001 yıllar arasında oldukça dalgalı bir seyir izleyen yıllık imalat sanayi üretimi artışları 2001 yılından sonra hem yüksek hem de göreli olarak istikrarlıdır. 1 1997 bazlı üç aylık sanayi üretim endeksinin 4 çeyrek ortalamaları kullanılarak hesaplanmıştır. 30 2001 yılında yaşanan krizle imalat İmalat Sanayi Katma Değerinin GSMH'deki Payı 21.2 sanayi katma değerinin GSMH’deki 21.0 payının 20.8 artma eğilimi kesintiye 20.6 uğramış, ancak yukarıda bahsedilen 20.4 20.2 büyüme süreciyle söz konusu artış 20.0 19.8 takip eden yıllarda hızlanarak devam 19.6 19811990 19912000 2001 2002 2003 2004 2005 2006 etmiştir. 2006 yılı itibariyle imalat sanayinde GSMH’nin %21.1’i kadar katma değer üretilmiştir. İmalat sanayi sektörünün, hizmetler alt kalemlerinden ticaret ve ulaştırma gibi sektörlere yaptığı katkılar da düşünüldüğünde, bu sektörün GSYİH’deki payının çok daha büyük olduğu görülmekte ve sektör büyümedeki gelişmelerin önemli bir bölümünü tek başına açıklayan bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. İmalat sanayindeki yüksek oranlı İmalat Sanayi Kapasite Kullanım Oranı 82 81 80 79 78 77 76 75 74 73 81.6 80.3 81.1 da artmasını beraberinde getirmiştir. 78.5 77.1 büyüme kapasite kullanım oranının 1991-2001 yıllar arasında %77.1 76.2 olan kapasite kullanım oranı 2004 yılından itibaren %80’in üzerinde 1991-2001 2002 2003 2004 2005 2006 değerler almaya başlamıştır. Bu durum imalat sanayinde yatırımların yetersizliğine işaret etmektedir. İmalat Sanayi İstihdamının Toplam içerisindeki Payı Toplam istihdam içerisinde imalat sanayinin payı incelendiğinde, 1980 20 18 yılında %13 olan bu oranın artış 16 trendi ile birlikte 2006 yılında 14 %19’a 12 Son dönemde de bu artış istikrarlı yükseldiği görülmektedir. 19 80 19 82 19 84 19 86 19 88 19 90 19 92 19 94 19 96 19 98 20 00 20 02 20 04 20 06 10 biçimde devam etse de sanayi sektöründe yeteri kadar istihdam artışı sağlanamamaktadır. 31 2.3.2. Verimlilik Türkiye ekonomisinde 1980 yılı Kısmi Verimlilik Endeksi Yıllık Artış Hızı-İmalat Sanayi-Üretimde Çalışan Kişi Başına (TÜİK) sonrasında piyasa ekonomisinin 20 işlerlik kazanması ve ekonominin 15 dışa açılması yönünde önemli 10 -10 2006 2005 2004 2003 2002 2001 2000 1999 1998 1997 1996 1995 1994 1993 -5 1992 eğitim, 1991 0 1990 adımlar 1989 5 yapının atılmasına ARGE ve rağmen kurumsal iyileştirilmesi gibi teknolojik gelişmenin temeli olan, verimlilik artırıcı unsurlara yeterince önem verilmemiştir. Bu durum 2001 öncesindeki istikrarsız büyümenin nedenlerinden biridir. 1990’lı yılların başında hızlanan verimlilik artışı yaşanan krizler nedeniyle oldukça dalgalı seyir izlemiş, 2002 yılından itibaren ise istikrar kazanmıştır. 1989-2001 yılları arasında ortalama %6.2 artan Kısmi Verimlilik Endeksi-İmalat Sanayi-Üretimde Çalışan Kişi Başına (1997=100), 2002-2006 yılları arasında yıllık ortalama %7.5 artış göstermiştir. Yıllık ortalama verimlilik artışı 1989-2006 yılları arasında ise %6.6 olarak gerçekleşmiştir. Dolayısıyla 2002 yılından sonraki dönemde işgücü verimliliğindeki artışlarının genel ortalamanın çok üzerinde olmadığı ancak istikrarlı olduğu dikkat çekmektedir. Ayrıca Grafikten de görüldüğü gibi verimlilik artış hızının son dönemdeki eğilimi aşağı doğrudur. 2001 yılı sonrasında yapısal reform başlığı altında kurumsal yapının iyileştirilmesinde önemli adımlar atılmıştır. Bu dönemde küresel likiditedeki bolluk ve uluslararası piyasalardaki artan risk iştahına paralel olarak yurtiçinde siyasi ve ekonomik istikrarın sağlanmış olması, doğrudan ve portföy yatırımları şeklindeki yabancı sermaye girişinin artmasına neden olmuş bu da YTL’nin reel olarak değerlenmesine yol açmıştır. Göreli fiyatların Türkiye’nin aleyhine dönmesi anlamına gelen bu durum sektörlerin uluslararası rekabet gücünü olumsuz etkilemiştir. Euronun dolar karşısında güçlü seyretmesi, ithalatını ağırlıklı olarak dolar, ihracatını ise euro cinsinde yapan sektörlerde bu sürecin etkisini zayıflatsa da asıl dengeleyici unsur verimlilik artışları olmuştur. Sürekli yükselen fiyatlar, verimsiz çalışan firmaların artan maliyetlerini fiyatlara yansıtabilmelerine imkan sağlamakta ve bu da bir bütün olarak ekonomide kaynakların etkin kullanımını sınırlamaktadır. Bu durum yüksek enflasyonun mikro ölçekte yarattığı zararlardan biri olarak bilinmektedir. Bu etki göz önüne alındığında, 2001 yılından sonra göreli olarak 32 fiyat istikrarının sağlanmış olması firmaların yurtiçinde rekabet güçlerini artırmaları için daha verimli çalışmalarını zorunlu hale getirdiği ifade edilebilir. Bunun ek olarak özellikle tekstil gibi geleneksel ihraç sektörlerinde Çin’in etkisiyle artan uluslararası rekabet firmaların hem yurtiçinde hem de yurtdışına faaliyetlerini sürdürebilmelerinde verimlilik artışlarını en önemli unsur haline getirmiştir. Özellikle 2001 yılından sonraki dönemde büyümenin en önemli belirleyicisi olan verimlilik artışlarının devam ettirilmesi ancak mikro reformlar sayesinde mümkün olabilecektir. Bu nedenle özellikle eğitim ve ARGE gibi, uzun vadede etkilerinin görülebileceği unsurlara ve bu unsurlarla sektörlerin desteklenmesine önem verilmesi büyümenin sürdürülebilir kılınmasında büyük önem taşımaktadır. Bu konu, iktisat yazınında son dönemde sıkça dile getirilmekte ve mikro reformların önemine dikkat çekilmektedir. 2.3.3. Dış Ticaret 1980 sonrası dışa açık sanayileşme modeli çerçevesinde Türkiye ekonomisinde görülen en temel yapısal değişimlerden biri dış ticaret yapısında ortaya çıkmıştır. Bu dönemde ihracat, ithalat ve dolayısıyla dış ticaret hacmi artarken özellikle ihracatta imalat sanayinin payı hızlı biçimde artmıştır. 1980 yılında 2.9 milyar dolar olan ihracat yılda ortalama %13.9 büyüyerek 2006 yılında 85.5 milyar dolara, 7.9 milyar dolar olan ithalat ise %11.6 artarak 138.6 milyar dolara ulaşmıştır. Böylece 1980 yılında 10.9 milyar dolar olan dış ticaret hacmi 2006 yılında 224 milyar dolara yükselmiştir. İhracatın GSMH'ye Oranı İthalatın GSMH'ye Oranı 40 milyar dolarlık GSMH’si olan 35 30 Türkiye ekonomisi, bunun ancak 25 %4’ü kadar ihracat, %11’i kadar 20 15 da ithalat yaparken, 2006 yılına 10 gelindiğinde 5 04 02 00 98 96 94 92 90 06 20 20 20 20 19 19 19 19 86 84 82 88 19 19 19 19 19 80 0 19 Böylece 1980 yılında yaklaşık 70 GSMH’sini 400 milyar dolara, ihracat ve ithalat paylarını da sırasıyla %21 ve %35’e yükseltmiştir. 33 1980 İmalat Sanayi İhracatı / Toplam İhracat 100 yılında toplam ihracat ağırlıklı olarak tarımsal üretim 90 80 tarafından yapılırken, ihracatın 70 sadece 60 tarafından %37’si imalat sanayi gerçekleştirilmiştir. 50 2006 2004 2002 2000 1998 1996 1994 1992 1990 1988 1986 sanayi ihracatı yılda ortalama 1984 30 1982 1980-2006 yılları arasında imalat 1980 40 %18.1 artarak 80 milyar dolara ulaşmıştır. Dolayısıyla ihracat artışının neredeyse tamamı imalat sanayi ihracatı tarafından gerçekleştirilmiş ve 2006 yılına gelindiğinde imalat sanayi ihracatı toplam ihracatımızın %94’ünü gerçekleştirir duruma gelmiştir. 1980 İmalat Sanayi İthalatı / Toplam İthalat yılından sonra benzer bir yapı 90 görülmektedir. 80 ihracata ithalatta 1980 da yılında imalat sanayi ithalatının toplam 70 ithalat içerisindeki payı 2006 2004 2002 2000 1998 1996 1994 1992 1990 1988 1986 %79’a yükselmiştir. Bu dönemde 1984 50 1982 %59’iken bu oran 2006 yılında 1980 60 imalat sanayi ithalatı yılda ortalama %12.9 artarak 2006 yılında 109.5 milyar dolara yükselmiştir. Dış ticaret hacminin hızla arttığı İhracatın İthalatı Karşılama Oranı bu süreçte öne çıkan bir diğer 100 gösterge 75 de ihracatın ithalatı karşılama oranı olmuştur. 1980 50 yılında %37’ye gerileyen bu oran 25 1989 yılında %73’ü aşmış ancak 06 20 04 20 02 20 00 20 98 19 96 19 94 19 92 19 90 19 88 19 86 19 84 19 82 bu tarihten itibaren azalmaya 19 19 80 0 başlamıştır. Yandaki Grafik incelendiğinde bu oranın kriz dönemlerinde önce en düşük seviyelerine gerilediği ve devalüasyonu takiben yükseldiği dikkat çekmektedir. Ayrıca devalüasyonla birlikte artan oranın, takip eden dönemlerde 34 istikrarlı biçimde azaldığı görülmektedir. Bu trend 1989 yılından itibaren izlenen değerli TL politikasıyla yakından ilişkilidir ve ihracatın döviz kuru rejimine olan bağımlılığını göstermektedir. Dış ticaret dengesindeki olumsuz bu tablo Toplam İthalatın Bileşimi 1980 1990 Ara Malı 77.9 72.4 Sanayi Malı 20.0 18.1 Tüketim 2.2 9.3 Diğer 0.0 0.1 2000 66.1 20.9 12.7 0.4 2006 71.3 16.7 11.6 0.4 turizm gelirleriyle bir miktar dengelense de, bu gelirlerin yetersiz oluşu sermaye hareketlerini cari açığın finansmanı açısından ön plana çıkarmaktadır. Bu yapı Türkiye’nin makroekonomik performansının yurtdışı konjonktüre olan bağımlılığını artırmaktadır. Bu noktada sağlı bir makroekonomik yapı için mikro reformların önemi bir kez daha açığa çıkmaktadır. 2006 yılı itibariyle toplam ithalatın %88’ini ara ve sermaye mallarının oluşturması Türk ekonomisinin ihracat ya da üretim yapabilmek için, ithalat yapmak zorunda olan bir ekonomi olduğunu göstermektedir. Orta ve uzun vadede ara ve yatırım malı üreten sektörlerin üretim hacminin artması ve ekonomide bir bütün olarak ithalat gereksiniminin azalması, böylece yurtiçi tasarruf hacminin artarak altyapı, AR-GE, sağlık ve eğitim gibi harcamaların finanse edilebilmesi söz konusu olabilecektir. Bu harcamalar toplam faktör verimliliğinin artmasına ve ekonomik büyümenin istikrara kavuşmasını sağlayacaktır. Ara malı ithalatının toplam ithalat Ara malı / Toplam İthalat 90 içerisindeki payının 1980 yılının 85 başından itibaren izlediği seyrin 80 verildiği 75 aşağıdaki Grafikten hareketle önemli bazı tespitler 70 yapmak 65 olmaktadır. 1980 yılında ara malı ithalatı 20 06 20 02 20 04 20 00 19 98 19 96 19 94 19 92 19 90 19 88 19 84 19 86 60 19 80 mümkün toplam ithalatın %78’ini oluştururken 2006 yılında bu oran %71’e gerilemiştir. Genel olarak bakıldığında trend aşağı doğru olsa da, son dönemdeki artış dikkat çekmektedir. Ara malı ithalatının çok yüksek oranda olması bir ülke sanayisinin ithalata bağımlı olması anlamına gelmektedir. Gelişmekte olan bir ülke olarak Türkiye’nin bu denli ithalata bağlı bir üretim yapısının olması büyük ölçüde enerji ve teknoloji açığı nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Grafikte ilk bakışta üç nokta dikkat çekmektedir. 1994 ve 2001 yıllarındaki sıçramalar ve 1998 yılındaki dip noktası. 1998 yılındaki dip noktasının temel 35 nedeni Asya Krizi ile üretim hacminde ve buna bağlı olarak ithalatta görülen gerilemedir. 1994 ve 2001 yılları ise kriz yılları olup bu dönemlerde yüksek oranlı devalüasyonlar yaşanmıştır. İktisat teorisinin devalüasyonun ithalatı azaltıp ihracatı artırdığı dolayısıyla dış ticaret dengesini iyileştirdiği şeklindeki hipotezinden hareketle bu durum ilk bakışta ters görünse de devalüasyonun hemen ardından özellikle ara malı ithalatının değer olarak sıçrama yapması öngörülen bir durumdur. Yurtiçi ve yurtdışı girdiler arasındaki ikamenin ve devam eden ticari sözleşmelerin tamamlanmasının zaman alması böyle bir sonucu ortaya çıkarmaktadır. Bu etkiyle 1994 yılında sıçrama yapan ara malı ithalatının toplam ithalat içerisindeki payı takip eden yıllarda hızlı biçimde gerilemiştir. Ancak 2001 yılında yine aynı etkiyle sıçrayan oran takip eden yıllarda bu hızda gerilememiş hatta 2004 yılından itibaren tekrar artmaya başlamıştır. Bu seyir 2001 yılından sonra değişen yapıda ekonomik büyümenin daha çok teknoloji yoğun ve ithalata bağımlı sektörlerce sağlandığı şeklinde fikir vermektedir. Son dönemde ara malı ithalatın toplam ithalat içerisindeki payının artmasında yaşanan sektörel değişimin de etkisi bulunmaktadır. Söz konusu değişim tekstil, hazır giyim, sebzemeyve gibi geleneksel sektörlerin üretim ve özellikle ihracatımızda göreli paylarının azalmaya başlaması, buna karşın daha sermaye yoğun üretim yapılan yüksek, orta-yüksek teknoloji grubuna giren sektörlerin söz konusu alanlarda kademeli olarak ön plana çıkması şeklinde kendini göstermektedir. İthalat bağımlılığı yüksek olan bu sektörlerin üretimindeki artış hızının geleneksel sektörlerin önüne geçmesi ara malı ithalatının toplam içerisindeki payını artırıcı etki yapmaktadır. Uzun vadede sağlıklı bir dış ticaret yapısının oluşabilmesi için kritik öneme sahip konulardan birisi de ihracatın teknolojik bileşimidir. Türkiye ekonomisinin ithalatının 1980 yılına kadar neredeyse tamamını hammadde ve düşük teknolojiye dayanan ürünler oluştururken, bu yapı yapısal dönüşüm süreci içerisinde değişmiştir. Teknolojik Sınıflandırmaya Göre İmalat Sanayi İhracatındaki Paylar (%) 1996 1997 1998 1999 2000 2001 2002 2003 2004 2005 2006 1.8 2.3 3.9 3.5 4.0 3.6 4.6 4.3 4.5 4.3 3.7 Yüksek 22.3 20.1 20.9 24.9 26.0 29.8 32.0 34.4 37.5 38.0 40.5 Orta-Yüksek 19.7 20.1 18.8 18.2 18.7 19.8 19.8 19.3 21.4 21.8 23.6 Orta-Düşük 56.1 57.5 56.4 53.4 51.2 46.7 43.7 42.1 36.5 35.8 32.2 Düşük Kaynak: TÜİK verileri kullanılarak hesaplanmıştır 36 OECD tarafından sektörlerdeki AR-GE harcamalarına dayanılarak yapılan bir sınıflandırmada2 sektörler yüksek, orta-yüksek, orta-düşük ve düşük teknoloji olmak üzere dört gruba ayrılmaktadır. Yukarıdaki Tablo bu sınıflandırmaya göre ihracatın teknolojik yapısını ortaya koymaktadır. Tablodan da görüldüğü gibi son on yılda yüksek ve orta-yüksek teknoloji gruplarının toplam ihracat içerisindeki payları yaklaşık iki kat artarken düşük teknoloji grubunun payında dikkate değer bir azalma yaşanmıştır. Ancak hala yüksek teknoloji grubunun payı %3.7 ile oldukça düşük düzeydedir. Orta yüksek teknolojiyi oluşturan sektörler ise %40.5’lik pay ile ihracatımızdaki en önemli sektörler olarak ön plana çıkmaktadır. İhracat yapısındaki bu değişim üretim yapısında görülen değişimle paraleldir. Türkiye’de 2002-2006 yılları arasında en yüksek ortalama üretim artışının görüldüğü ilk dört sektör olan büro makineleri ve radyo-tv cihazları yüksek, taşıt araçları ve makine ve teçhizat orta-yüksek teknolojili endüstriler grubuna girmektedir. Yine aynı dönemde imalat sanayi ortalama büyümesinin üzerinde büyüyen sektörlerden tıbbi aletler yüksek, kimyasal maddeler ve elektrikli makine cihazları da orta-yüksek teknoloji grubuna dahil endüstrilerdir. Dahası bu dönemde imalat sanayi ortalama büyümesinin üzerinde büyüme oranının görüldüğü 13 sektörden sadece ikisi düşük teknolojili endüstri grubuna girmektedir. 2002 yılından önceki dönemde teknoloji düzeyine göre endüstrilerin büyüme performansları çok net farklılık göstermese de, 2002 yılından sonraki dönemde bu farklılık dikkat çekmektedir. 2 İleri Teknolojik Sınıflandırma Büro, Muhasebe ve Bilgi İşleme Makinaları Gıda Ürünleri ve İçecek Radyo, Televizyon, Haberleşme Teçhizatı ve Cihazları Tütün Ürünleri Tıbbi Aletler; Hassas Optik Aletler ve Saat Tekstil Ürünleri Motorlu Kara Taşıtı ve Römorklar Kimyasal Madde ve Ürünler Düşük Orta-Yüksek Giyim Eşyası Dabaklanmış Deri, Bavul, El Çantası, Saraciye ve Ayakkabı Ağaç ve Mantar Ürünleri (Mobilya Hariç); Başka Yerde Sınıflandırılmamış Makine ve Teçhizat Kağıt ve Kağıt Ürünleri Başka Yerde Sınıflandırılmamış Elektrikli Makine ve Cihazlar Basım ve Yayım; Plak, Kaset Vb. Orta-Düşük Diğer Ulaşım Araçları Kok Kömürü, Rafine Edilmiş Petrol Ürünleri ve Nükleer Yakıtlar Mobilya ve Başka Yerde Sınıflandırılmamış Diğer Ürünler Plastik ve Kauçuk Ürünleri Metalik Olmayan Diğer Mineral Ürünler Ana Metal Sanayi Metal Eşya Sanayi (Makine ve Teçhizatı Hariç) 37 Dünya ticareti içinde gittikçe payı artan, katma değeri yüksek olan teknolojik ürünlere olan talep istikrarlı biçimde artmaktadır. Dolayısıyla sağlıklı bir dış ticaret yapısı için yukarıdaki tabloda görünen yapısal değişimi hızlandıracak politikaların uygulamaya konulması gerekmektedir. 2.4. İmalat Sanayii Alt Sektörlerindeki Gelişmeler 2.4.1. Üretim İki dönem arasında imalat sanayi üretimindeki artışların yanı sıra öne çıkan alt sektörler açısından da belirgin farklılık dikkat çekmektedir. Bu farklılık Türkiye ekonomisinin geçirdiği yapısal dönüşümle ilişkilidir. Aşağıdaki tabloda imalat sanayinin 22 alt sektörünün (ISIC, Rev.3 kapsamında) 1980-2001 ve 2002-2006 yılları arasında ortalama büyüme oranları verilmiştir. İmalat Sanayi Alt Sektörleri Ortalama Büyüme Hızları 1980-2001 2002-2006 Sektörler Ort. B. Sektörler Ort. B. Kok Kömürü, Rafine Edilmiş Petrol Ürünleri 18.9 Büro, Muhasebe Bilgi İşlem Mak. 51.5 Radyo, Televizyon, Haberleşme Cihazları 16.2 Taşıt Araçları ve Karoseri 28.2 Büro, Muhasebe ve Bilgi İşleme Mak. 15.1 B.Y.S Makine ve Teçhizat 19.2 Tıbbi Aletler; Hassas Optik Aletler ve Saat 13.8 Radyo, TV, Haberleşme Cihazları 16.5 Motorlu Kara Taşıtı ve Römorklar 12.0 Metal Eşya Sanayi 12.3 Mobilya , B.Y.S. Ürünler 11.6 Tıbbi, Hassas ve Optik Aletleri, Saat 11.6 Kimyasal Madde ve Ürünler 8.1 Kimyasal Madde Ürünleri 10.2 B.Y.S. Elektrikli Makine ve Cihazlar 8.0 Ağaç ve Mantar Ürünleri 10.1 Ana Metal Sanayi 7.0 Basın ve Yayım 10.0 Ağaç ve Mantar Ürünleri 7.0 Ana Metal Sanayi 9.5 Plastik ve Kauçuk Ürünleri 6.6 Plastik-Kauçuk Ürünleri 9.1 9.1 İmalat Sanayi 6.2 B.Y.S Elektrikli Makine Cihazları Metal Eşya Sanayi) 6.1 Metalik Olmayan Diğer Min. Mad. 8.9 B.Y.S. Makine ve Teçhizat 5.9 İmalat Sanayi 8.2 Tekstil Ürünleri 5.1 Kağıt ve Kağıt Ürünleri 7.5 Metalik Olmayan Diğer Mineral Ürünler 5.0 Gıda Ürünleri ve İçecek 4.4 Kağıt ve Kağıt Ürünleri 4.8 Mobilya , B.Y.S Diğer 3.6 Gıda Ürünleri ve İçecek 4.3 Derinin İşlenmesi, Bavul, Çanta vb. 3.2 Tütün Ürünleri 4.0 Tutun Ürünleri 1.9 Basım ve Yayım; Plak, Kaset Vb. 3.5 Kok Kömürü, Rafine Edilmiş Petrol Ürünleri 1.9 Derinin İşlenmesi, Bavul, Çanta vb. 2.9 Diğer Ulaşım Araçları 0.4 Giyim Eşyası 2.0 Tekstil Ürünleri -0.3 Diğer Ulaşım Araçları -2.3 Giyim Eşyası -1.9 Tablodan da görüldüğü gibi 1980-2001 yılları arasında 11, 2002-2006 yılları arasında ise 13 alt sektör ortalama imalat sanayi büyümesinin üzerinde üretim artışı gerçekleştirmiştir. Ancak bu sektörlerden hangilerinin imalat sanayi üretiminde sürükleyici rol oynadığını sadece 38 büyüme rakamlarına bakarak değerlendiremeyiz. Sektörlerin imalat sanayi içerisindeki payları da bu değerlendirmede dikkate alınmalıdır. Örneğin 2002-2006 yılları arasında beş yıl boyunca ortalama %51.5 üretim artışının gerçekleştiği büro, muhasebe ve bilgi işlem makineleri sektörü endeks içerisindeki %0.05’lik ağırlığı dikkate alındığında, %8.2’lik imalat sanayi ortalama üretim artışına sadece 0.03 puan katkıda bulunmuştur. Ortalama %10.2 oranında artış gösteren kimyasal madde ürünleri imalatı ise yaklaşık 1.05 puan katkıda bulunmuştur. İmalat sanayindeki yüksek oranlı bu büyüme, sanayinin ithalata bağımlılığını da artırmıştır. 2.4.2. Verimlilik Sektörel Kişi Başı Verimlilik Artışları 1989-2001 2002-2006 35 30 25 20 15 10 5 Mobilya Dig. Ulaşım Taşıt Tıbbi Rad. TV. Elk. Mak. Büro Makine Met Eş. Ana Metal Met.Olm.Min Plastik Kim. Mad. Kok, Petrol Basım Kağıt Ağaç Deri Giyim Tekstil Tütün Gıda -5 İmalat 0 Verimlilik artışlarına sektörel bazda bakıldığında genel olarak düşük teknoloji grubu sektörlerin 2002 yılı sonrası dönemde, 1989-2001 yılları arasındaki döneme göre, verimlilik artışları açısından kötü, orta-ileri teknoloji grubunun sektörlerin ise oldukça iyi performans gösterdiği dikkat çekmektedir. Ancak yine de iki dönemde de en yüksek ortalama verimlilik artışları ileri teknoloji grubuna dahil olan (büro, radyo ve TV, tıbbi cihazlar) sektörlerde görülmüştür. 2002-2006 yılları arasındaki dönemde radyo-TV imalatı sektörü verimlilik artışlarında görülen gerileme bu grubun genel performansını kötü etkilese de üç sektörün bu dönemdeki yıllık verimlilik artışlarının ortalaması %13.3 ile ilk sırada yer almıştır. 39 2.4.3. Dış Ticaret İmalat Sanayi Alt Sektörleri İhracatı Ortalama Büyüme Oranları 1996-2001 2002-2006 Sektörler Ort. B. Sektörler Ort. B. Diğer Ulaşım Araçları 43.6 Kok Kömürü, Rafine Edilmiş Petrol Ür. 52.2 Radyo, Televizyon, Haberleşme Cihazları 25.9 Motorlu Kara Taşıtı ve Römorklar 36.7 Mobilya , B.Y.S. Ürünler 23.6 Metal Eşya Sanayi 35.5 Motorlu Kara Taşıtı ve Römorklar 22.2 B.Y.S. Makine ve Teçhizat 30.9 Büro, Muhasebe ve Bilgi İşleme Mak. 19.8 Mobilya , B.Y.S. Ürünler 26.8 Kağıt ve Kağıt Ürünleri 14.0 Plastik ve Kauçuk Ürünleri 26.2 B.Y.S. Makine ve Teçhizat 13.5 Ana Metal Sanayi 26.1 Plastik ve Kauçuk Ürünleri 13.0 Tıbbi Aletler; Hassas Optik Aletler ve Saat 25.8 Kok Kömürü, Rafine Edilmiş Petrol Ür. 9.9 Radyo, Televizyon, Haberleşme Cihazları 25.2 Ağaç ve Mantar Ürünleri 9.8 Ağaç ve Mantar Ürünleri 25.1 Metal Eşya Sanayi 9.7 İmalat 22.7 Metalik Olmayan Diğer Mineral Ürünler 9.5 B.Y.S. Elektrikli Makine ve Cihazlar 22.1 20.2 İmalat 7.0 Basım ve Yayım; Plak, Kaset Vb. Tıbbi Aletler; Hassas Optik Aletler ve Saat 6.4 Kağıt ve Kağıt Ürünleri 20.0 B.Y.S. Elektrikli Makine ve Cihazlar 6.1 Kimyasal Madde ve Ürünler 18.6 Ana Metal Sanayi 5.5 Metalik Olmayan Diğer Mineral Ürünler 17.8 Tekstil Ürünleri 5.3 Diğer Ulaşım Araçları 17.7 Kimyasal Madde ve Ürünler 3.5 Tütün Ürünleri 17.5 Giyim Eşyası 2.2 Gıda Ürünleri ve İçecek 16.5 Derinin İşlenmesi, Bavul, Çanta vb. -0.8 Derinin İşlenmesi, Bavul, Çanta vb. 15.5 Basım ve Yayım; Plak, Kaset Vb. -2.2 Giyim Eşyası 13.5 Tütün Ürünleri -3.1 Tekstil Ürünleri 13.4 Gıda Ürünleri ve İçecek -3.9 Büro, Muhasebe ve Bilgi İşleme Mak. 11.0 1996-2001 yılları arasında ortalama %7 büyüyen imalat sanayi ihracatı 2001 yılı sonu itibariyle 28.8 milyar dolara ulaşmıştır. Bu dönemde diğer ulaşım araçları, radyo-TV, mobilya ve taşıt büro makineleri sektörü imalat sanayi ihracat artışının çok üzerinde artış göstermiştir. 2002-2006 yılları arasında ise imalat sanayi ihracatı ortalama artış hızı 1996-2001 dönemine göre üç kattan fazla artarak %22.7’ye ulaşmıştır. Oldukça yüksek olan bu oranın sürdürülebilir kılınması durumunda sadece üç yıl sonunda imalat sanayi ihracatımız 2 katına (70 kuralı)3 yani 80 milyar dolardan 160 milyar dolara çıkabilecektir. Bu dönemde alt sektörler bazında da hemen hemen bütün sektörlerin ortalama ihracat artış hızları yükselmiştir. Diğer ulaşım araçları ortalama ihracat artışı %43.6’dan %17.7’ye, büro makineleri %19.8’den %11’e ve radyo-TV %25.9’dan %25.2’ye gerilemiştir. Bu sektörler dışında kalan tüm sektörlerin ihracat artış hızları yükselmiştir. Ancak rakamların da gösterdiği gibi ihracat artış hızları gerileyen sektörlerde dahi önemli derecede ihracat artışı sağlanmıştır. Bu dönemde imalat sanayi ihracatından daha hızlı artan sektörler ise ihracattaki paylarını artırmışlardır. 3 Bu kurala göre bir büyüklük her yıl “g” oranında artarsa, “70/g” yıl sonra mevcut değerinin 2 katına ulaşır. 40 Yüksek teknoloji grubuna dahil sektörlerden tıbbi aletler sektörü de incelenilen dönemlerde büyüme oranını %6.4’ten %25.8’e yükseltmiştir. Bu dönemde orta-yüksek teknoloji grubunu oluşturan sektörler de ihracat performanslarını önemli derecede artırmışlardır. Ortalama büyüme hızı elektrikli makine ve cihazlarda %6.1’den %22.1’e, makine teçhizatta %13.5’ten %30.9’a, kimyasal ürünlerde %3.5’ten %18.6’ya ve motorlu kara taşıtları sektöründe ise %22.2’den %36.7’ye yükselmiştir. İmalat Sanayi İhracatındaki Sektörel Paylar (%) 25 1996 2000 2006 20 15 10 5 Diğer Mobilya Dig. Ulaşım Taşıt Rad. TV. Elk. Mak. Makine Met Eş. Ana Metal Met.Olm.Min Plastik Kim. Mad. Kok, Pet. Giyim Tekstil Gıda 0 Yukarıdaki Grafikte sektörel ihracat verilerinin 1996, 2000 ve 2006 yıllarında toplam imalat sanayi ihracatından aldığı paylar verilmektedir. Tütün, deri, ağaç, basım, büro ve tıbbi malzemeler sektörlerinin ihracattaki payları çok düşük olduğu için bu sektörler toplulaştırılarak diğer kalemi altında verilmiştir. Görüldüğü gibi geleneksel ihraç sektörleri olan giyim, tekstil ve gıdanın toplam imalat sanayi ihracatındaki paylarında belirgin bir azalma vardır. 1996 yılında toplam imalat sanayi ihracatımızın %54.1’ini bu üç sektör gerçekleştirirken, bu oran 2000 yılında %46.5’e, 2006 yılında ise %29.6’ya gerilemiştir. 2006 yılı verilerine bakıldığında özellikle taşıt sektörü ihracatının payında önemli bir artış olduğu görülmektedir. Bu sektör imalat sanayi ihracatındaki yaklaşık %15.8’lik payla birinci sırada gelmektedir. Giyim ve tekstil sektörünün payı ise gerilemekle birlikte önemini korumaktadır. 2006 yılı verileriyle giyimin payı %12.7, tekstilin payı ise %11.5’tir ve ihracattaki pay açısından yapılan sıralamada ikinci ve dördüncü sırada yer almaktadırlar. %11.6 ile ihracatımızda önemli bir paya sahip olan ana metal sektörü de 2000 yılına göre payını bir miktar artırmışsa da, üçüncü sırada olan sektörün sıralamadaki yeri değişmemiştir. Makine sektörünün ise payı 2000 yılında %5.4 iken 2006 yılında %7.5’e yükselmiş ve sektör beşinci sırada yer almıştır. 41 İmalat Sanayi Alt Sektörleri İthalat Ortalama Büyüme Oranları 1996-2000 2002-2006 Sektörler Ort. B. Sektörler Radyo, Televizyon, Haberleşme Cih. 30.2 Motorlu Kara Taşıtı ve Römorklar Kok Kömürü, Rafine Edilmiş Petrol Ür. 24.7 Ağaç ve Mantar Ürünleri Büro, Muhasebe ve Bilgi İşleme Mak. 19.7 Ana Metal Sanayi Motorlu Kara Taşıtı ve Römorklar 17.9 Metalik Olmayan Diğer Mineral Ürünler Basım ve Yayım; Plak, Kaset Vb. 17.2 Kok Kömürü, Rafine Edilmiş Petrol Ürü Ağaç ve Mantar Ürünleri 13.5 Derinin İşlenmesi, Bavul, Çanta vb. Mobilya , B.Y.S. Ürünler 8.6 B.Y.S. Elektrikli Makine ve Cihazlar Giyim Eşyası 8.6 Büro, Muhasebe ve Bilgi İşleme Mak. Kağıt ve Kağıt Ürünleri 8.3 Giyim Eşyası B.Y.S. Elektrikli Makine ve Cihazlar 7.0 İmalat Tıbbi, Hassas Optik Aletler ve Saat 6.5 Diğer Ulaşım Araçları Plastik ve Kauçuk Ürünleri 6.1 Tıbbi, Hassas Optik Aletler ve Saat Ana Metal Sanayi 6.0 Plastik ve Kauçuk Ürünleri Kimyasal Madde ve Ürünler 6.0 Mobilya , B.Y.S. Ürünler İmalat 5.9 Kağıt ve Kağıt Ürünleri Tütün Ürünleri 5.7 Kimyasal Madde ve Ürünler Tekstil Ürünleri -0.4 Metal Eşya Sanayi Metal Eşya Sanayi -1.2 B.Y.S. Makine ve Teçhizat Metalik Olmayan Diğer Mineral Ürünler -1.7 Radyo, Televizyon, Haberleşme Cih. Derinin İşlenmesi, Bavul, Çanta vb. -2.7 Basım ve Yayım; Plak, Kaset Vb. Diğer Ulaşım Araçları -4.5 Tütün Ürünleri B.Y.S. Makine ve Teçhizat -6.0 Gıda Ürünleri ve İçecek Gıda Ürünleri ve İçecek -12.9 Tekstil Ürünleri Ort. B. 45.8 45.2 37.6 36.1 35.4 33.5 30.5 29.5 29.0 27.5 26.3 25.4 24.3 23.8 23.1 22.4 22.3 21.6 20.1 17.1 16.4 15.7 13.9 1996-200 yılları atasında imalat sanayi ithalatı yılda ortalama %5.9 artarken, yedi sektörde ithalatın yıllık ortalama değişim hızı negatif olmuştur. 2002 yılının ardından yüksek oranda artan sanayi üretimi ve ithalata bağımlılıkla birlikte tüm alt sektörlerde ve imalat sanayi genelinde ithalat hızlı şekilde artış göstermiştir. bu dönemde imalat sanayi ithalatı yıllık ortalama %27.5 artarken motorlu kara taşıtları ve ağaç sektöründe ortalama ithalat artışı %45 seviyesini aşmıştır. İmalat Sanayi İthalatındaki Sektörel Paylar (%) 25 1996 2000 2006 20 15 10 5 Mobilya Dig. Ulaşım Taşıt Tıbbi Rad. TV. Elk. Mak. Büro Makine Met Eş. Ana Metal Met.Olm.Min Plastik Kim. Mad. Kok, Pet. Basım Kağıt Ağaç Deri Giyim Tekstil Tütün Gıda 0 42 Sektör bazında ithalat verileri incelendiğinde, 2000-2006 yılları arasında, sektörlerin ağırlığındaki artış bakımından ihracatta olduğundan daha belirgin bir farklılık göze çarpmaktadır. Söz konusu farklılık düşük ve orta-düşük teknoloji grubu sektörlerdeki ithalatın yüksek ve orta yüksek teknoloji grubu sektörlere göre daha fazla arttığıdır. İthalat payındaki en belirgin artış ana metal sanayinde olmuştur. Bu sektörün pek çok sanayi koluna girdi oluşturması ve son dönemde uluslararası piyasalarda artan ham madde fiyatları bu sonuca yol açan önemli gelişmelerdir. İthalat ve ihracat verileri, Türkiye ekonomisinde yavaş yavaş da olsa yüksek teknolojili sektörlerin ihracatının arttığını, ancak hem yüksek hem de düşük teknolojili sektörlerin ithalatının daha yüksek oranlarda arttığını göstermektedir. 2.4.4. İthalata Bağımlılık Girdi-çıktı tabloları yardımıyla üretim sürecinde kullanılan ithal girdi oranı yani üretimin ithalata bağımlılığı hesaplanabilmektedir. Ancak girdi-çıktı tablolarının en son 1998 yılında yayımlanmış olması nedeniyle bu yöntemle güncel hesaplamalar yapmak mümkün olmamaktadır. Bu noktada ithalata bağımlılığı temsilen kullanılabilecek iki alternatif hesaplama yöntemi dikkat çekmektedir. Bunlardan birincisi ihracatın ithalatı karşılama oranı olarak da adlandırılan ithalatın ihracata oranıdır. Oran arttıkça ihracatın, dolayısıyla üretimin ithalata bağımlı artmaktadır. Ancak bu yöntemde ortaya çıkan birinci sorun ihracatın, sektördeki üretim düzeyini temsil ettiğinin varsayılmasıdır. Bu nedenle üretim ve ihracatı arasında büyük fark olan yurtiçi pazara yönelik sektörlerde bu yöntemle hesaplanan ithalat bağımlılığı olduğundan daha büyük çıkacaktır. Bu yaklaşımın üretiminin büyük çoğunluğunu ihraç eden sektörlerde göreli olarak daha iyi sonuçlar vermesi beklenmektedir. Ayrıca kullanılan ithalat verisinin nihai ithal mallarını da içermesi ikinci bir sorun daha yaratmaktadır. Bu sorun nedeniyle, nihai mal ithalatının yüksek olduğu sektörlerde ithalat bağımlılığı da olduğundan yüksek çıkmaktadır. İkinci ve bu çalışmada kullanılan alternatif yöntemde ise ölçü birimleri eşit olan (birim veya değer) ithalat verisi ile üretim verisi oranlanarak ithalata bağımlılık hesaplanmaktadır. Bu yöntemde yukarıda belirtilen birinci sorun bertaraf edilirken, ikinci sorun hala devam etmektedir. Bu nedenle elde edilen sonuçlar incelenirken bu sorunların dikkate alınması gerekmektedir. Ulaşılan sonuçlarda dikkat edilecek en önemli nokta rakamların mutlak büyüklüğünden çok izlediği eğilimin daha anlamlı olmasıdır. 43 Yandaki Grafikte ithalat miktar İmalat Sanayinin İthalata Bağımlılığı 2.0 endeksinin imalat sanayi üretim 1.6 endeksine 1.2 edilen 0.8 ithalata olan bağımlılığını temsil ve oranlanmasıyla sektördeki elde üretimin eden gösterge yer almaktadır. Bu 0.4 gösterge hesaplanırken 1994 ve 0.0 2003 bazlı ithalat miktar endeksi 1994 1995 1996 1997 1998 1999 2000 2001 2002 2003 2004 2005 2006 serileri birleştirilmiş ve baz yılı, 1997 bazlı sanayi üretim endeksiyle eşitlenmiştir. Grafikten de görüldüğü gibi imalat sanayi sektörünün ithalata bağımlılığı hızlı bir şekilde artmaktadır. 2006 verileri itibariyle GSMH’nin %21’ini toplam ithalatın ise %79’unu gerçekleştiren sektörün bu durumu, ekonomik büyümeye yüksek cari açığın eşlik etmesine neden olmaktadır. Oran imalat sanayi alt sektörleri (ISIC, Rev.3 kapsamında) için de hesaplanmış ve aşağıdaki tabloda verilmiştir. Verilerdeki eksiklikler nedeniyle giyim, basım ve yayım, diğer ulaşım araçları imalatı ve mobilya sektörü için ithalata bağımlılık oranı hesaplanamamıştır. Alt Sektörler İtibariyle İmalat Sanayiinde İthalata Bağımlılık 1994-2001 2002-2006 1994 1995 1996 1997 1998 1999 2000 2001 2002 2003 2004 2005 2006 İmalat Gıda Ürünleri ve İçecek Tutun Ürünleri Tekstil Ürünleri Deri Ağaç ve Mantar Ürünleri Kağıt ve Kağıt Ürünleri Kok Kom. ve Petrol Kimyasal Madde Plastik ve Kauçuk Met. Olmayan Diğ Min. Ana Metal Sanayi Metal Eşya Sanayi B.Y.S. Makine ve Teçh. Büro, Muh. ve Bilgi İşl. B.Y.S.Elek. Mak., Cih. Radyo, TV, Hab. Tıbbi, Optik Al. ve Saat Motorlu Kara Taşıtı 0.9 1.6 0.6 0.7 0.9 1.0 1.0 1.0 1.3 1.0 1.1 1.4 1.7 1.8 1.9 0.9 1.0 0.8 1.0 1.3 1.0 0.8 0.8 0.9 0.8 0.9 1.0 1.0 1.1 1.2 0.9 1.5 1.0 0.5 0.8 1.0 1.0 0.9 0.9 1.0 1.3 1.8 1.6 1.6 1.4 1.0 2.0 0.7 0.8 1.0 1.0 1.0 1.0 1.1 1.1 1.5 1.7 2.0 2.3 2.4 1.0 2.3 0.8 0.9 1.0 1.0 0.9 0.8 1.2 1.4 1.1 1.3 2.3 3.3 3.5 1.2 3.2 0.8 1.0 1.1 1.0 1.3 1.3 1.8 1.2 1.4 2.8 3.3 4.0 4.4 1.1 1.7 0.6 0.9 1.0 1.0 1.1 1.2 1.6 1.4 1.5 1.6 1.7 1.8 2.0 1.3 1.8 0.9 0.8 1.1 1.0 1.1 1.6 2.4 1.5 1.3 1.4 1.9 2.2 2.4 1.0 1.5 0.8 0.9 0.9 1.0 0.9 1.1 1.2 1.2 1.3 1.4 1.5 1.6 1.6 1.0 1.5 0.7 0.7 0.9 1.0 1.2 1.0 1.3 1.1 1.3 1.5 1.6 1.4 1.8 1.0 1.7 0.6 0.8 1.0 1.0 1.2 1.0 1.1 1.1 1.1 1.3 1.5 1.9 2.5 1.0 2.1 0.7 0.9 1.0 1.0 1.1 1.0 1.3 1.2 1.7 2.2 2.1 2.3 2.1 1.0 1.8 0.7 0.5 0.9 1.0 1.3 0.9 1.1 1.8 1.7 1.8 2.0 1.8 1.8 0.8 1.0 0.6 0.6 0.9 1.0 0.8 0.6 0.8 0.9 0.9 0.9 0.9 1.1 1.0 1.1 1.5 0.8 1.2 1.1 1.0 1.2 0.5 1.3 1.5 1.4 1.8 1.7 1.8 0.9 1.1 3.1 0.9 0.7 0.8 1.0 1.2 1.3 1.4 1.4 1.8 2.2 3.4 4.2 4.1 1.2 1.0 0.9 1.0 1.0 1.0 1.2 1.7 2.0 1.1 0.8 1.0 1.0 1.0 1.3 1.2 2.8 0.8 0.8 1.1 1.0 1.2 1.3 1.6 1.8 1.9 2.4 3.2 3.0 3.3 0.8 1.2 0.4 0.5 0.7 1.0 0.9 1.0 1.2 0.9 0.9 1.2 1.3 1.3 1.2 Tabloya genel olarak bakıldığında tüm sektörlerde ithalata bağımlılık artarken bazı sektörlerde artış sınırlı kalmıştır. Tablodan da görüldüğü gibi imalat sanayinin ithalata bağımlılığı 1994 yılından 2006 yılına üç kattan fazla artmıştır. Bazı sektörler açısından ithalata bağımlılık değerleri yıldan yıla oldukça büyük farklılık göstermiştir. Değişim 44 katsayısıyla ölçüldüğünde en yüksek değişkenliğin elektrikli makine ve cihazlar sektöründe, en düşük değişkenliğin ise makine ve teçhizat sektöründe olduğu görülmektedir. Söz konusu değişkenlik nedeniyle dönemler itibariyle sağlıklı bir karşılaştırma yapmak için ortalama değerler kullanılmıştır. Tablodan da görüldüğü gibi 2002-2006 yılları ortalamalarına göre ithalata bağımlılığın en yüksek olduğu beş sektör ağaç ve mantar ürünleri, elektrikli makine ve cihazlar, tıbbi ve optik aletler, deri ve ana metal sanayi sektörü olmuştur. Ancak yukarıda da belirtildiği gibi rakamların izlediği seyri incelemek daha anlamlı sonuçlar verecektir. Buna göre 2002-2006 yılları arasında 1994-2001 yıllarına göre ithalata bağımlılığın en fazla arttığı beş sektör elektrikli makine ve cihazlar, ağaç, tıbbi aletler, deri ve tekstil ürünleri olmuştur. Son dönemde yaşanan yapısal dönüşüm çerçevesinde verimliliğin yüksek olduğu teknoloji yoğun sektörlerin göreli öneminin artması söz konusudur. Söz konusu sektörlerin üretimi geleneksel sektörlere göre daha hızlı artmaktadır. İthalata bağımlılık açısından sektörlerdeki değişim bu çerçevede karşılaştırıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkmaktadır. Keskin bir ayrım olarak göze çarpmasa da geleneksel sektörlerin ithalata bağımlılığının son dönemde teknoloji yoğun sektörlere göre daha hızlı arttığı görülmektedir. Bunun muhtemel nedeni teknoloji yoğun sektörlerin geçmiş dönemde de ithalata bağımlılığının zaten yüksek olması ve ithal girdi maliyetlerinin son dönemde düşmesi ve söz konusu sektörlerin bu nedenle aramalı ithalatına yönelmeleridir. 45 2.5. İmalat Sanayinin Önemli Alt Sektörleri İmalat sanayi üretim endeksinde en fazla ağırlığı olan ilk beş sektör petrol ürünleri (%14.48), Tekstil (%10.88), Gıda (%10.64), Kimyasal madde ve ürünler (%10.34), Ana metal (%8.9) sanayidir. Söz konusu beş sektör imalat sanayi içerisinde toplamda %55 ağırlığa sahip olup, 2006 yılında imalat sanayi toplam ihracatının %37’si, ithalatın ise %46’sı bu sektörler tarafından yapılmıştır. Bu düzeydeki sınıflandırmada üretilen son veri olan 2001 yılında, söz konusu sektörler toplam imalat sanayi katma değerinin %56’sını gerçekleştirmiştir. Bu beş sektörün dışında endeks içerisindeki ağırlığı %6.85 olan ve pek çok sektöre ara malı üreten metalik olmayan diğer mineral ürünler ile ağırlığı %6.27 ve ihracattaki payı en yüksek olan motorlu kara taşıtları sektörü de sektörel analizlerde öne çıkmaktadır. Bunun yanı sıra son dönemde büyüme, verimlilik artışları ve dış ticaret dengesindeki yarattıkları değişim açısından öne çıkan teknoloji-yoğun sektörlere da analizlerde yer verilmesi önem kazanmaktadır. 2.5.1. Kok Kömürü, Rafine Edilmiş Petrol Ürünleri ve Nükleer Yakıtlar Sektörü İmalat sanayi endeksi içerisinde Petrol Ürunleri İmalatı %14.48’lik payı ile birinci sırada (1987=100 Kaynak: TCMB) 110 yer alan petrol ürünleri imalatı 100 1990-2001 90 arasında ortalama %1.4, 2002-2006 yılları arasında 80 ise 70 ortalama göstermiştir. 2006 2005 2004 2003 2002 2001 2000 1999 1998 1997 1996 1995 1994 1993 1992 1991 1990 60 %1.9 artış Toplam üretimin daha çok yurtiçine yönelik olduğu sektör 2006 yılında 3.4 milyar dolarlık ihracatla toplam imalat sanayi ihracatının (80 milyar dolar) %4.2’sini, 7.4 milyar dolarlık ithalatla toplam imalat sanayi ithalatının (109 milyar dolar) %6.7’sini gerçekleştirmiştir. Sektördeki üretimin büyük ölçüde petrol fiyatlarına ve ithalat imkanlarına bağlı olması, üretimin bu unsurlara bağlı olarak dalgalanmasına neden olmaktadır. Sektörün dikkat çeken bir diğer özelliği ise verimlilik artışlarının özellikle 2002 sonrasında genel imalat sanayi verimlilik artışlarının belirgin biçimde altında olmasıdır. 1990-2001 yılları arasında kişi başı verimlilik endeksine göre yıllık ortalama %3.5 verimlilik artışının sağlandığı sektörde bu oran, 2002-2006 yılları arasında %2.9’a gerilemiştir. Aynı dönemde imalat sanayi verimlilik artışları, sırasıyla %6.2 ve %7.5 olarak gerçekleşmiştir. Kişi başına sabit sermaye 46 yatırımı miktarıyla yakından ilişkili olan verimlilik artışının bu sektörde düşük olmasının muhtemel bir nedeni sektöre yönelik sabit sermaye yatırımlarının yüksek maliyetidir. 2.5.2. Tekstil Sektörü Üretim, Toplam Tekstil Ürünleri İmalatı ve istihdam açısından büyük öneme sahip (1987=100 Kaynak: TCMB) 110 ihracat olan 100 tekstil ürünleri 1990-2001 imalatı 90 sektörü yılları 80 arasında ortalama %1.3 büyürken 70 2002-2006 yılları arasında bu sektördeki üretim yıllık ortalama 2006 2005 2004 2003 2002 2001 2000 1999 1998 1997 1996 1995 1994 1993 1992 1991 1990 60 %0.3 gerilemiştir. Aslında sektörün üretimindeki daralma eğilim 1998 yılında başlamış, 2001 krizinin atlatılmasıyla sektör toparlanmış, ancak son iki yılda üretimde ciddi gerileme yaşanmıştır. 1997 yılı sonu itibariyle 4.4 milyar dolarlık ihracat ile 23.3 milyar dolarlık toplam imalat sanayi ihracatının %19’u bu sektör tarafından gerçekleştirilirken 2006 yılında bu pay %12’ye gerilemiştir. 2006 yılında toplam imalat sanayi ihracatının 9.3 milyar dolarlık kısmı bu sektör tarafından gerçekleştirilmiştir. Ayrıca sektör, 4.2 milyar dolarlık ithalatla 2006 yılı toplam ithalatının %3.8’ini gerçekleştirmiş ve böylece sektörde 5.1 milyar dolarlık bir net ihracat yapılmıştır. Sektörde Çin’in etkisinin yoğun hissedilmesi, değerli YTL’nin rekabet gücünü zayıflatması ve artan enerji fiyatlarının maliyet baskısı oluşturması son dönemde sektörü olumsuz etkileyen ve üretimin daralmasına neden olan temel etkenlerdir. 2002-2006 yılları arasında sektördeki verimlilik artışı yıllık ortalama %2.6 ile %7.5 olan imalat sanayi genelinin altında kalmıştır. Bu unsur rekabet gücünün zayıflamasıyla ortaya çıkan sıkıntıları daha belirgin hale getirmektedir. 47 2.5.3. Gıda Sektörü İmalat sanayi üretim endeksinde Gıda Ürünleri İmalatı içerisinde %10.64’lük ağırlığı ile (1987=100 Kaynak: TCMB) 130 120 üçüncü sırada yer alan gıda 110 ürünleri 100 ve sektörünün 90 içecek en imalatı belirgin 80 özelliklerinde birisi talep 70 esnekliklerinin göreli düşüklüğü2006 2005 2004 2003 2002 2001 2000 1999 1998 1997 1996 1995 1994 1993 1992 1991 1990 60 dür. Bu nedenle sektörün üretiminde de göreli bir istikrar mevcuttur. Sektör 1990-2001 yılları arasında ortalama %2.7 büyürken 2002-2006 yılları arasında %4.4 büyümüştür. Aynı dönemlerde sektördeki verimlilik artışları ise %5.4 ve %4.4 olarak gerçekleşmiştir. Sektör yurtiçi üretim ve tüketimin yanı sıra 2006 yılında 4.3 milyar dolarlık ihracat ve 2.4 milyar dolarlık ithalatla dış ticaretimizde de önemli bir yer tutmuştur. 2.5.4. Kimyasal Madde ve Ürünler Sektörü Kimyasal Kimyasal Ürünler İmalatı (1987=100 Kaynak: TCMB) 170 160 150 140 130 120 110 100 90 80 70 60 madde ve ürünler imalatı özellikle 2001 yılından sonra oldukça yüksek oranda artış göstermiştir. Yıllık ortalama üretim artışının 1990-2001 yılları 2006 2005 2004 2003 2002 2001 2000 1999 1998 1997 1996 1995 1994 1993 1992 1991 1990 arasında %2.9 olduğu sektörde, 2002-2006 yılları arasında bu artış %10.2 olarak gerçekleşmiştir. Üretimde yaşanan bu artışta 2002-2006 yılları arasında yıllık ortalama %10.2 artan kişi başına verimliliğin büyük katkısı bulunmaktadır. Sektörünün dikkat çekici bir diğer özelliği 2006 yılı verileri itibariyle 19.4 milyar dolarlık ithalatla toplam imalat sanayi ithalatının yaklaşık %18’ini gerçekleştirerek bu açıdan birinci sırada yer almasıdır. Sektör 2006 yılında 3.5 milyar dolarlık ihracatla toplam imalat sanayi ihracatının %4.3’ünü gerçekleştirmiştir. 48 2.5.5. Ana Metal Sanayi Sektörü Ana Ana Metal Sanayi Üretimi (1987=100 Kaynak: TCMB) 160 150 140 130 120 110 100 90 80 70 60 metal kimyasal üretim sanayi ürünler ve sektörü sektörüyle ithalat oldukça açısından yakın benzerlik göstermektedir. Bu sektörde yıllık ortalama üretim artış hızı 19902006 2005 2004 2003 2002 2001 2000 1999 1998 1997 1996 1995 1994 1993 1992 1991 1990 2001 yılları arasında %3.6 iken 2002-2006 yılları arasında %9.5 olmuştur. Sektör 2006 yılında 16.8 milyar dolarlık ithalat yaparak toplam imalat sanayi ithalatının %15.4’ünü gerçekleştirmiştir. Ancak kimyasal ürünler sektöründen farklı olarak bu sektörün ihracattaki payı da oldukça yüksektir. Sektör 2006 yılında 9.3 milyar dolarlık ihracat ve %11.6’lık ihracat payı ile bu açıdan üçüncü sırada yer almıştır. Sektör 2006 yılında dış ticaret hacmi açısından ise 26 milyar dolarla ilk sırada yer almıştır. Sektörde, kimyasal ürünler sektöründen farklı olarak kişi başına ortalama verimlilik artışının 2002-2006 yılları arasında 1990-2001 yıllarına göre %8’den %6.8’e gerilemesi de dikkat çekicidir. 2.5.6. Metalik Olmayan Mineraller Sektörü Metalik Metalik Olmayan Mineraller Üretimi (1987=100 Kaynak: TCMB) 150 olmayan mineraller sektörü de 2001 yılından sonraki 140 dönemde üretimin istikrarlı ve 130 120 ciddi 110 100 oranda sektörlerdendir. arttığı 1990-2001 90 döneminde 80 70 %3.2 olan yıllık ortalama üretim artış hızı 20022006 2005 2004 2003 2002 2001 2000 1999 1998 1997 1996 1995 1994 1993 1992 1991 1990 60 2006 yılları yükselmiştir. arasında Aynı %8.9’a dönemler arasında kişi başına verimlilik artışının %9’dan %4.2’ye gerilemiş olması ise incelemeye değer ve dikkat çekici bir durumdur. Sektör 4 milyar dolarla düşük dış ticaret hacmine sahip olsa da, yaptığı 1.4 milyar dolarlık net ihracatla (ihracat-ithalat) 2006 yılında önemli bir ihracat kalemi olmuştur. 49 2.5.7. Motorlu Kara Taşıtları Sektörü Bu Motorlu Taşıtlar İmalatı üretim (1987=100 Kaynak: TCMB) 240 sektörde artış yıllık hızı ortalama 1990-2001 200 yıllarında %4.3 iken 2002-2006 160 yılları arasında %28.2 olmuştur. 120 Söz konusu üretim artışında aynı 80 tarihler arasında %2.8’den 40 %17.9’a yükselen yıllık ortalama 2006 2005 2004 2003 2002 2001 2000 1999 1998 1997 1996 1995 1994 1993 1992 1991 1990 0 kişi başına verimlilik artışının önemli etkisi olmuştur. Sektör bu iki gösterge açısından büro, muhasebe ve bilgi işlem makineleri imalatı sektörünün ardından ikinci sırada gelmektedir. Ancak sektörün imalat sanayi endeksi içerisindeki %6.27’lik ağırlığı dikkate alındığında, genel endeks üzerindeki etkilerinin daha büyük olduğu görülmektedir. 2002-2006 yıllar arasında sektörde görülen bu üretim artışının aynı tarihler arasında imalat sanayide görülen %8.2’lik üretim artışına katkısı yaklaşık 1.8 puan olmuştur. Sektörün dikkat çeken bir diğer özelliği ise en yüksek ihracatın yapıldığı sektör olmasıdır. 2006 yılı rakamlarına göre sektör 12.7 milyar dolarlık ihracatla toplam imalat sanayi ihracatının %15.8’ini gerçekleştirmiştir. Ancak sektörün ithalatının 13.2 milyar dolar olması net ihracatın negatif olmasına yol açmaktadır. Sektör dış ticaret hacmi bakımından 25.9 milyar dolarla ikinci sırada yer almaktadır. 2.5.8. Yüksek Teknoloji Grubu Sektörler 19 90 19 91 19 92 19 93 19 94 19 95 19 96 19 97 19 98 19 99 20 00 20 01 20 02 20 03 20 04 20 05 20 06 450 400 350 300 250 200 150 100 50 0 Yüksek Teknoloji Grubu Sektörler Üretimi (1987=100 Kaynak: TCMB) Büro, Muh. Bilgi Işlem Radyo, TV, Hab. Tibbi, Hassas ve Optik Aletler, Saat 50 2002 yılından itibaren ileri teknoloji grubuna dahil sektörlerdeki üretim artışında hızlanma görülmektedir. Ekonomik konjonktürden fazla etkilenmesi beklenmeyen tıbbi aletler sektörü hariç tutulduğunda diğer iki sektördeki artış hızı dikkat çekicidir. 2002-2006 yılları arasında büro, muhasebe ve bilgi işlem makineleri sektöründe yıllık ortalama %51.5, radyo, tv ve haberleşme sektöründe ise %16.5 ortalama üretim artışı gerçekleşmiştir. Tıbbi, hassas ve optik aletler sektöründe ise bu dönemdeki ortalama artış hızı %11.6 olmuştur. Söz konusu dönemde büro, muhasebe ve bilgi işlem makineleri sektörü %28.7’lik kişi başı verimlilik endeksindeki yıllık ortalama artış hızı ile, verimlilik artışında sektörler arasında birinci sırada yer almıştır. Radyo-tv ve haberleşme ile tıbbi aletler sektörlerinde ise bu dönemdeki yıllık ortalama verimlilik artışları ise sırasıyla %5.2 ve %5.9 ile imalat sanayi ortalamasına yakın seyretmiştir. Bu sektörlerin dış ticaret yapısına bakıldığında üç sektörde de ithalata bağımlılığın yüksek olduğu ve sektörlerin net ithalatçı oldukları dikkat çekmektedir. İmalat sanayi üretim endeksi içerisinde toplam payı sadece %1.8 olan bu üç sektörün yarattığı dış ticaret açığı toplam 2006 verileri ile 7.1 milyar dolardır. Söz konusu rakam tüm imalat sanayi sektörünün yarattığı dış ticaret açığının %24.4’üne denk gelmektedir. Bu nedenle verimliliğin yüksek olduğu bu sektörlerde üretim hacminin artması dış ticaret dengesinde de önemli iyileşme sağlayacaktır. 2.6. Hizmet Sektörü Sanayi sektörünün gelişmesine paralel olarak milli gelir içerisinde hizmet sektörünün payı artmıştır. 1980 yılında GSYİH’de hizmet sektörünün payı %49 iken 1990 yılında bu oran %51’e yükselmiş ve bu tarihten itibaren artış hızlanmış ve sektörün GSYİH’den aldığı pay 2000 yılında %57, 2006 yılında ise %60 olarak gerçekleşmiştir. Sektörün toplam istihdamında da benzer bir gelişme yaşanmıştır. Hizmet sektörünün toplam istihdam içersindeki payı 1980, 1990, 2000 ve 2006 yılları arasında %26, %33, %40 ve %48 olarak gerçekleşmiştir. Ekonomik kalkınma süreci içerisinde göreli ağırlığı artan hizmet sektörü, son yıllarda gelişen teknolojiye paralel olarak artan küreselleşmeyle birlikte önemini daha da artırmış ve yapısal bir dönüşüm sürecine girmiştir. Bu süreçte daha önceleri dış ticarette payı az olan sektörlerin payının artması veya yazılım gibi yeni hizmet sektörlerinin ortaya çıkması ve doğrudan yabancı yatırımlardan hizmet sektörünün aldığı payın artması söz konusu olmaktadır. Bu süreçte gelişmiş ülkelerin hizmet sektörüne olan yatırımlarını özellikle eğitimli ve ucuz işgücünün bulunduğu gelişmekte olan ülkelere kaydırması ve hizmet ihtiyacını bu ülkelerden karşılaması söz konusu olmaktadır. Hizmet ihracatı ağırlıklı olarak turizmden oluşan Türkiye 51 ekonomisi için de bu süreç yeni ihracat imkanlarının ortaya çıkmış olması açısından önemli bir gelişmedir. Türkiye'nin Hizmet Ticareti ve Cari İşlemler Dengesi Dengesi (Milyon $) 1990-2000 (Ortalama) 2001 2002 2003 -2,158 3,393 -1,521 -8,036 CARİ İŞL. DEN. -11,611 -3,730 -7,283 -14,010 DIŞ TİC. DEN. İhracat 22,796 34,373 40,124 51,206 İthalat -34,407 -38,103 -47,407 -65,216 8,119 9,136 7,885 10,511 HİZMET DEN. Gelir 14,032 15,203 14,031 17,952 Gider -5,912 -6,067 -6,146 -7,441 3,900 6,352 6,599 11,090 Turizm Gelir 5,038 8,090 8,479 13,203 Gider -1,138 -1,738 -1,880 -2,113 1,386 654 832 682 İnşaat Gelir 1,386 654 832 682 Gider 0 0 0 0 312 833 861 -523 Taşımacılık Gelir 1,841 2,854 2,795 2,184 Gider -1,529 -2,021 -1,934 -2,707 2,522 1,297 -407 -738 Diğer Hizmetler** Gelir 5,766 3,605 1,925 1,883 Gider -3,245 -2,308 -2,332 -2,621 *Diğer Ticari Hizmetler, Finans, Resmi Hizmetler, Diğer Kaynak:TCMB 2004 -15,601 -23,878 67,047 -90,925 12,797 22,941 -10,144 13,364 15,888 -2,524 724 724 0 -1,064 3,267 -4,331 -227 3,062 -3,289 2005 -22,603 -33,530 76,949 -110,479 15,272 26,640 -11,368 15,280 18,152 -2,872 874 874 0 65 4,797 -4,732 -947 2,817 -3,764 2007 2006 Ocak-Temmuz -31,654 -21.825 -40,176 -25.500 91,912 62.148 -132,088 -87.648 13,457 6.584 24,517 14.273 -11,060 -7.689 14,110 6.731 16,853 8.647 -2,743 -1.916 879 480 879 480 0 0 15 303 4,259 3.466 -4,244 -3.163 -1,547 -253 2,526 1.046 -4,073 -1,299 Türkiye ekonomisi kriz yıllarını takiben yaşanan yüksek devalüasyon dönemleri hariç cari açık veren bir yapıdadır. Bu yapı mal ihraç ve ithalatı arasındaki fark şeklinde tanımlanan dış ticaret dengesindeki açıktan kaynaklanmaktadır. Hizmet sektörü, ise bu açığı dengeleyici bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Buna paralel 2001 yılındaki finansal krizle birlikte yaşanan yüksek oranlı devalüasyonla birlikte azalan dış ticaret açığı bu tarihten itibaren hızla artmış ve 2006 yılında 40 milyar doları aşmıştır. Bu süreçte hizmet ihracatı ile ithalatı arasındaki fark olan hizmet dengesi de, 2006 yılında bir önceki yıla göre gerilese de, artış eğilimi göstermiş ve dış ticaret açığını dengeleyen önemli bir unsur olmuştur. 1900-2000 yılları arasında yıllık ortalama 14 milyar dolar olan hizmet ihracatı 2006 yılında 24.5 milyar dolara, hizmet ithalatı ise 6 milyar dolardan 11.1 milyar dolara yükselmiştir. Böylece hizmet dengesi de 8.1 milyar dolardan 13.4 milyar dolar fazlaya yükselmiştir. 13.4 milyar dolarlık bu rakam 40.2 milyar dolarlık dış ticaret açığının yaklaşık %34’üne denk gelmektedir. 2006 yılında hizmet dengesinde yaşanan gerileme ise büyük ölçüde turizm gelirlerindeki 1.3 milyar dolarlık azalmadan kaynaklanmaktadır. 52 2.6.1. Turizm Sektörü Tablo’dan da görüldüğü gibi Türkiye ekonomisinin en önemli hizmet ihraç kalemi turizm sektörüdür. Hizmet dengesinin pozitif bakiyesi neredeyse tamamen bu sektör sayesinde gerçekleşmektedir. 2006 yılı itibariyle turizm sektörü ihracatı 16.8 milyar dolar, ithalatı ise 2.7 milyar dolar olarak gerçekleşmiş ve böylece turizm gelir dengesi 14.1 milyar dolar olmuştur. Bu rakam 2006 yılı dış ticaret açığının %35’i kadar ihracat geliri anlamına gelmektedir. Turizm sektörüne olan bu bağımlılık Türkiye Ekonomisi ödemeler dengesinin temel problemlerinden birisidir. Yurtdışı konjonktür, yurtiçi ve hatta komşu ülkelerdeki siyasi gelişmeler gibi pek çok dışsal faktörden etkilenen bu sektörün gelirlerinde beklenmedik gerilemeler olabilmekte bu da ödemeler dengesi açısından sorunlar yaratmaktadır. Hizmet ihracatının 2006 yılı itibariyle ulaştığı 24.5 milyar dolarlık büyüklük aynı yıl yapılan 92 milyar dolarlık mal ihracatının yaklaşık %27’si kadardır. Bu oran 1990-2000 yılları arasındaki yıllık ortalama değerlere göre %62 dolayındadır. Gerileme bu dönemde mal ihracatındaki hızlı bir artış olmasına rağmen hizmet ihracatının bu hızda artmamasından kaynaklanmaktadır. Bu da hizmet ihracatının turizm sektörüne olan bağımlılığı nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Bu dönemde turizm sektörü dışında kalan hizmet sektörlerinin ihracatı neredeyse hiç değişmemiştir. Turizm sektörü özellikle 1990’lı yıllardan itibaren artan modernizasyon ve altyapı çalışmaları sayesinde büyük gelişme sağlamıştır. Ancak pek çok araştırmaya ve uzman görüşüne göre Türkiye turizm alanındaki potansiyelini tam olarak değerlendirememektedir. Bu sektörün en temel sorunları tanıtım, pazarlama ve nitelikli ara eleman sıkıntısı olarak belirtilebilir. Bu nedenle turizm sektöründe fiziki ve beşeri sermayeyi kapsayan uzun vadeli yatırım planlarının yürütülmesi büyük önem taşımaktadır. Böylece turizm sektörü ileri ve geri bağlantıları sayesinde yurtiçinde gerek hizmet gerekse sanayi ve tarım sektöründeki üretime ve istihdama da daha büyük katkı sağlayacaktır. 2.6.2. İnşaat Sektörü Gerek yurtiçi üretim gerekse ihracat açısından önemli diğer bir hizmet sektörü ise inşaattır. Yukarıdaki Tablodan görüldüğü gibi Türkiye ekonomisi inşaat hizmetlerinde sadece ihracat yapmakta bu nedenle ihracatı net ihracatına eşit olmaktadır. Tablo’da yer almamakla birlikte 1998 yılına kadar düzenli biçimde artan inşaat hizmetleri ihracatı 1998 yılında 2.3 milyar 53 dolar ile zirveye ulaşmış ve bu tarihten itibaren gerilemiştir. Böylece 1990-2000 yılları arasında ortalama ihracatı 1.4 milyar dolar olan inşaat hizmetleri sektörü 2006 yılını 879 milyon dolarlık ihracatla kapmıştır. Söz konusu gerilemede 2001,2002 ve 2003 yıllarında inşaat sanayideki üretim hacminin sırasıyla %5.5, %5.6 ve %9 daralması bir sebep olarak gösterilebilse de, son yıllarda bu sektördeki üretim artışı önemli boyutlara ulaşmıştır. 2004, 2005 ve 2006 yıllarında sektörün üretim hacmi %4.7, %21.5 ve %19.4 artmıştır. Ancak yine son dönemde artan yurtiçi talep üretimin daha çok yurtiçine yönelik olmasına neden olmaktadır. Bu da sektörün ihracat imkanlarını kısıtlayan bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. 2.6.3. Ulaştırma Sektörü Türkiye ekonomisinin coğrafi konumu nedeniyle ulaştırma sektörü oldukça önemli bir yere sahiptir. Geniş coğrafyası ve yarımada şeklindeki konumu nedeniyle kara, hava ve deniz ulaşımına müsait olan Türkiye’de hava ve deniz taşımacılığı uzun süre geri plana itilmiş ve kara taşımacılığına ağırlık verilmiştir. Kara taşımacılığında ise demiryolu önemsenmemiştir. Ulaştırma sektörünün bir parçası olarak deniz taşımacılığı özellikle 1980 yılından itibaren artan dışa açılmaya birlikte hızlı bir gelişme göstermiştir. 1980 yılında Dünya ticaret filosu içerisinde 35. sırada olan Türk Deniz Ticaret Filosu 1996 yılında 16. sıraya yükselmiş, 2005 yılında ise 24. sırada yer almıştır. Gelişen deniz ticaretine, diğer uluslararası taşımacılık hizmetleri ve transit taşımacılık da eklenince bu sektör önemli ihracat geliri yaratmaya başlamıştır. Yukarıdaki Tablodan görüldüğü gibi 2006 yılı itibariyle taşımacılık sektörü ihraç gelir 4.259 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. Söktörün bu dönemdeki ithalatı ise 4.244 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. Böylece bu sektör 2006 yılı itibariyle sadece 15 milyon dolarlık net ihracat gerçekleştirmiştir. Net ihracatın bu kadar düşük olması ise mal ticaretine ilişkin taşımacılığı kapsayan navlun kaleminden kaynaklanmaktadır. Yolcu ve bagaj taşımacılığının kapsayan diğer taşımacılık kalemi önemli düzeyde fazla vermektedir. Büyük bir potansiyele sahip olan bu sektörde son dönemde özellikle sivil havacılık konusunda önemli adımlar atılmıştır. Deniz taşımacılığında ise özellikle kısa yol deniz taşımacılığının gelişmesi ve potansiyelin açığa çıkarılması önem kazanmaktadır. Avrupa Birliği’nde de son dönemde bu taşımacılık biçimi hem maliyet hem de çevre koşulları açısından sağladığı avantajlar nedeniyle hızla önemini artırmaktadır. 54 2.6.4. Diğer Hizmetler Yukarıdaki Tablo’da TCMB tarafından yayımlanan ödemeler dengesi ayrıntılı sunumunda hizmet dengesi altında yer alan diğer ticari hizmetler, finans, resmi hizmetler ve diğer kalemi toplulaştırılmıştır. Bu sektörlerin toplam ihracat gelirleri 1990-2000 yılları arasında ortalama 5.8 milyar dolar olarak gerçekleşirken 2006 yılında bu rakam 2.5 milyar dolara gerilemiştir. Söz konusu gerileme büyük ölçüde diğer ticari hizmetler ihraç gelirlerinden kaynaklanmıştır. Sektörlerin ithalat giderleri ise kademeli olarak artmaya devam etmiş ve 1990-2000 yılları ortalaması olan 3.2 milyar dolardan, 2006 yılı sonunda 4.1 milyar dolara yükselmiştir. Böylece diğer hizmetler kalemi dengesi 2002 yılından itibaren açık vermeye başlamış ve bu açık 2006 yılı sonunda 1.6 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Tabloda toplulaştırılarak diğer hizmetler adı altında verilen diğer kalemi dünya hizmet ticaretinde giderek önemi artan iletişim, yazılım gibi sektörleri içermektedir. Bu kalemin toplam hizmet dengesindeki payı %1 ile oldukça düşüktür. Önümüzdeki dönemde öneminin daha da artmasının beklendiği bu sektörleri içeren diğer hizmet gelirleri dengesinin izleyeceği seyir, sağlıklı bir ödemeler dengesi yapısı açısından büyük önem taşımaktadır. Sonuç olarak, Türkiye ekonomisinin özellikle ihracat geliri açısından turizme bağımlı bir hizmet sektörünün olduğu diğer sektörlerde ise önemli düzeyde gelişim gösteremediği görülmektedir. Sanayileşme sürecini tamamlayan ülkelerde yeterli düzeyde gelişebilen hizmet sektörü, Türkiye ekonomisi açısından da büyük bir potansiyel oluşturmaktadır. Türkiye’de pek çok hizmet sektörünün, özellikle ihracat potansiyeli olanların, yeteri kadar gelişmediği görülmektedir. GSMH’deki payı, yarattığı istihdam ve döviz kazandırma potansiyeli itibariyle büyük önem taşıyan hizmet sektöründe; özellikle sağlık ve eğitim, teknoloji yoğun iletişim ve yazılım hizmetleri gibi önümüzdeki dönemde dünya ticareti içinde aldıkları payın yükselmesi beklenen sektörlerde Türkiye açısından değerlendirilmesi gereken fırsatlar olduğu göz önünde tutulmalıdır. Ancak bu fırsatlardan yararlanmak için hizmet ticaretinin son yıllarda gösterdiği hızlı gelişimin temelini oluşturan teknolojik gelişme, ARGE ve nitelikli işgücü yetiştirilmesi gibi unsurlara daha fazla önem verilmesi gerekmektedir. Bu sayede bilgisayar hizmetleri, yazılım, danışmanlık gibi nitelikli işgücü-yoğun ve gelişmekte olan ülkelerin potansiyel karşılaştırmalı üstünlüğünün bulunduğu mesleki ve profesyonel hizmet sektörlerinde gelişme sağlanabilecektir. 55 2.7. Tarım Sektörü İnsan yaşamının idame ettirilebilmesinde doğrudan etkili olan tarım sektörü bu özelliği nedeniyle stratejik bir öneme sahiptir. Büyük ölçüde bu ve sosyal kaygılar nedeniyle tarım sektörüne her ülkede müdahale söz konusudur. Ayrıca bu sektörde arz talep esnekliklerindeki katılık nedeniyle tarımsal gelirlerdeki istikrarsızlık, sektöre müdahaleyi gerekli yapısal bir özelliğe dönüştürmektedir. Ancak son yıllarda tarım sektöründe müdahaleciliğin azaltılması yönünde çok önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Mevsim koşullarına bağlı olarak üretimdeki dalgalanmaların fazla olması tarım sektörünün yapısal özelliklerinden birisidir. Aşağıdaki Grafikte de söz konusu istikrarsızlık görülmektedir. Tarım sektörünün bu özelliği bu sektördeki üreticilerin gelirlerinde de istikrarsızlığa yol açmaktadır. Bu faktör de sektöre yönelik müdahaleci tutumu desteklemektedir. 2006 2004 2002 2000 1998 1996 1994 1992 1990 1988 1986 1984 1982 Tarımsal Üretim Yıllık Artış Hızları (1987 Fiyatlarıyla) 1980 10 8 6 4 2 0 -2 -4 -6 -8 -10 2006 Yılı İtibariyle Türkiye Ekonomisinde Tarım Sektörü Sabit Fiyatlarla Ortalama Büyüme (1980-2006) Katma Değer (Cari Fiyatlarla Milyar YTL) %1.2 53 GSYİH'deki Payı %9 İstihdamdaki Payı %27 İhracat (Milyar Dolar) 3.5 İthalat (Milyar Dolar) 2.9 Dış Ticaret Hacmindeki Payı %3 Sanayileşme sürecinde giderek önemini kaybetse de, tarım sektörü Türkiye ekonomisinin temel dayanaklarından birisidir. Tarımsal üretim 1980-2006 yılları arasında sabit fiyatlarla ortalama %1.2 büyümüştür. Aynı dönemde GSYİH ise ortalama %4.4 artış göstermiştir. Böylece 2006 yılı itibariyle bu sektörde cari yıl fiyatlarıyla 53 milyar YTL’lik katma değer 56 yaratılmıştır. Tarımın GSYİH’deki payı 1980 yılında %26, 1990 yılında %17 ve 2000 yılında %14 iken 2006 yılı itibariyle %9’a gerilemiştir. İstihdamda ise tarımın payı 1980 yılında %54, 1990 yılında %46 ve 2000 yılında %36 olmuş, 2006 yılında ise %27’ye gerilemiştir. Sadece 2006 yılı itibariyle ölçülen %9’luk GSYİH ve %27’lik istihdam payı verileri bile tarımdaki sorunlara dikkat çekmeye yetecek niteliktedir. Tarımsal üretimin %92’sini çiftçilik ve hayvancılık, %3.5’ini ormancılık, %4.5’ini ise balıkçılık oluşturmaktadır. Bunun yanı sıra tarım sektörü, tarıma dayalı sanayi sektörleri olan gıda, tütün, tekstil, deri, kağıt ve ağaç sektörleri kanalıyla imalat sanayi içerisinde önemli bir yere sahiptir. Söz konusu sektörlerin imalat sanayi üretimi içerisindeki ağırlığı %30’a ulaşmakta ve tarımsal üretim imalat sanayi üretimi üzerinde belirleyici olmaktadır. Tarım sektörünün dış ticaretimizdeki önemi gittikçe azalmaktadır. 1990 yılında dış ticaret hacminde tarımın payı %10 düzeyinde iken 2006 yılında %3’e gerilemiştir. Tarım sektörü, 2006 yılında 3.5 milyar dolarlık ihracatla toplam ihracatın %4’ünü, 2.9 milyar dolarlık ithalatla toplam ithalatın %2’sini gerçekleştirmiştir. İhracatın 1.8 milyar, ithalatın ise 709 milyon dolarlık kısmı AB ülkeleri ile yapılmıştır. 1990 yılların başında hızlanan tarımda korumacılığın azaltılmasına yönelik çalışmalar uluslararası anlaşmalarda gittikçe önem kazanır hale gelmiştir. Bu süreç 1994 yılında Dünya Ticaret Örtgütü’nün Uruguay görüşmeleri kapsamında verilen taahhütlerle başlamıştır. Temel hedefi ticaret serbestleştirmesi olan bu anlaşma amacına ulaşamasa da süreci başlatması açısından önemlidir. Önümüzdeki dönemde Avrupa Birliği müzakere sürecinde de bu konunun Türkiye açısından en sıkıntılı geçecek başlıklardan biri olduğu düşünülmektedir. Sürecin bu yönde işleyecek olması tarımsal alanda yapılacak reformların şimdiden hızlandırılmasının önemini artırmaktadır. Bu sayede yaşanacak yapısal değişime en optimal şekilde uyum sağlanabilecektir. Tarım sektöründe giderek artan rekabetçi yapı çerçevesinde bu sektörde teknoloji kullanımı daha önemli hale gelmekte ve katma değeri yüksek ürünlerin ticareti de ön plana çıkmaktadır. Türk tarım sektörünün yapısal sorunları üretim faktörleriyle ilgilidir. Bunlar işgücünün çok olmasına rağmen eğitimsiz oluşu, sermayenin yetersiz oluşu ve tarım arazilerinin bol ama verimliliğinin düşük olmasıdır. (TÜSİAD 2005) Sektörünün en temel sorunlarından birisi de işletmelerin büyük çoğunluğunun küçük aile işletmelerinden oluşmasıdır. Bu yapı tarım arazilerinin miras yoluyla parçalanması nedeniyle 57 ortaya çıkmıştır. Yaklaşık 3.1 milyon işletme 18.4 milyon hektar4 araziye sahip olup bu işletmelerin %99.8’ini hanehalkı işletmeleri geri kalan %0.02’lik kısmını ise birden fazla ortağı olan işletmelerdir. Ayrıca söz konusu işletmelerin %94’ü, 20 hektardan daha küçük bir araziye sahiptir. Bu işletmeler 18.4 milyon hektarlık tarım arazisinin 12.1 milyon hektarlık kısmına, yani %66’sına, sahip durumdadır. Türk tarım sektöründeki bu yapı verimliliğin ve rekabet gücünün düşük, geçimlik düzeyde üretimin ve gizli işsizliğin yaygın olmasına neden olmaktadır. Bunlara ek olarak tarım sektörünün finansmanla ilgili de ciddi sıkıntıları mevcuttur. Bankacılık, özellikle de kamu bankacılığı ağırlıklı mevcut sistem üreticilerin finansman ihtiyacını tam olarak karşılayamamaktadır. Bu nedenle özel finans kurumları ve alternatif kredi mekanizmaları açısından bu sektörün potansiyeli yüksek görünmektedir. Verimliliğin oldukça düşük olduğu tarım sektöründe uluslararası standartların yakalanması ve bu sayede tarıma dayalı sanayilerde rekabet gücünün artırılması büyük önem taşımaktadır. Gerek sosyal, gerekse ekonomik açıdan taşıdığı önem itibariyle tarım sektörünün yeniden yapılanmasının Türkiye ekonomisinin önümüzdeki dönemde en önemli gündem maddelerinden birini oluşturması beklenmektedir. Bu konu Avrupa Birliği müzakere sürecinde de önemli yer tutmaktadır. Sektörde piyasa mekanizmasına işlerlik kazandırılması, büyük ve modern işletmelerin kurulması, tarım ürünlerinin çeşitlendirilmesi ve endüstriyel tarım üretimindeki artış ile sanayiye daha fazla kaynak aktarılması ekonomide önemli bir potansiyeli harekete geçirecektir. Ayrıca Türkiye ekonomisinin en önemli sosyo-ekonomik problemlerinden birisi olan bölgesel ekonomik dengesizliklerin çözümünde de tarım sektörü önemli rol oynayacak özelliklere sahiptir. 4 1 Km2 = 10 Hektar 1 Hektar = 10 Dekar 58 KAYNAKÇA ̇ ̇ ̇ ̇ ̇ ̇ ̇ ̇ ̇ ̇ ̇ ̇ ̇ ̇ ̇ ̇ ̇ ̇ ̇ ̇ ̇ ̇ ̇ ̇ ̇ Arısoy; Türkiye’de Sanayileşme ve Temel Göstergeler Açısından Sanayinin Gelişimi. Saygılı, Cihan, Yurtoğlu; Türkiye Ekonomisinde Sermaye Birikimi Verimlilik ve Büyüme: 1972-2003; DPT, Ekonomik Modeller ve Stratejik Araştırmalar Genel Müdürlüğü, Nisan 2005. Saraçoğlu, Suiçmez; Verimlilik Raporu 2006; Milli Prodüktivite Merkezi, Ankara, 2006. Alpkent; Ekonomik Rekabette Yüksek Teknoloji Unsuru, Milli Prodüktivite Merkezi Ankara 2005. Öztürk, Çelebicioğlu; Dünya Ekonomisinden Seçme Konular; Ankara, 2006 Yükseler, Türkan; Türkiye’nin Üretim ve Dış Ticaret Yapısında Dönüşüm: Küresel Yönelimler ve Yansımalar; TÜSİAD-Koç Üniversitesi Ekonomik Araştırma Forumu, Haziran, 2006. Türkman; Türkiye’de Üretimin İthalat ve İhracat Bağımlılığı; TCMB, Temmuz, 2006. Küçükkiremitçi; Dış Ticaretteki Rekabet Gücüne Göre Sanayi Sektörünün Değerlendirilmesi; Türkiye Kalkınma Bankası A.Ş., Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Müdürlüğü, Mayıs 2006. Dokuzuncu Kalkınma Planı 2007-2013; DPT, ANKARA, 2006. IMF Dünya Ekonomik Görünüm Raporu 2007. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Raporu 2007. Dünya Bankası Global Ekonomik Öngörüler Raporu 2007. Güney ile Güney Arasında Sağlanan İşbirliği Sonucunda Elde Edilen Sanayi Gelişimi, Ticaret Artışı ve Yoksulluğun Azalması Raporu, Birleşmiş Milletler Sınai Kalkınma Örgütü (UNIDO) 2006. Mısır Sanayisinin Rekabet Gücü, Ekonomik Araştırmalar Forumu 2006. Bilim, Teknoloji ve Sanayi Görünümü Raporu, OECD 2006. Yabancı Doğrudan Yatırımlarda Trendler ve Son Gelişmeler Raporu, OECD 2007. Tarımsal Gelişim Raporu, OECD 2007. Dünya Yatırım Raporu, Birleşmiş Milletler Sınai Kalkınma Örgütü (UNIDO) 2006. DPT Temel Ekonomik Göstergeler. TCMB Elektronik Veri Dağıtım Sistemi (EVDS). TÜİK. ABD Ulusal Bilim Kurumu, Bilim ve Mühendislik Göstergeleri 1998. ABD Ulusal Bilim Kurumu, Bilim ve Mühendislik Göstergeleri 2006. Dünya Ticaret Örgütü (WTO) Uluslararası Ticaret İstatistikleri. Dünya Ticaret Örgütü (WTO) Dünya Gelişim Göstergeleri 2006. Ekonomik Araştırmalar Müdürlüğü Cem Eroğlu Müdür cem.eroglu@vakifbank.com.tr 0312 –455 84 80 PİYASALAR GRUBU Rukiye Alçıkaya Müdür Yardımcısı rukiye.alcikaya@vakifbank.com.tr 0312 –455 84 87 Nazan Kılıç Müdür Yardımcısı nazan.kilic@vakifbank.com.tr 0312 –455 84 89 Ümit Ünsal Uzman Yardımcısı umit.unsal@vakifbank.com.tr 0312 –455 84 86 Bilge Özalp Türkarslan Uzman Yardımcısı bilge.ozalpturkars@vakifbank.com.tr 0312 –455 84 88 Zeynep Burcu Bulut Uzman Yardımcısı ZeynepBurcu.BULUT@vakifbank.com.tr 0312 -455 84 93 SEKTÖR GRUBU Hülya Yılmaz Müdür Yardımcısı hulya.yilmaz@vakifbank.com.tr 0312 –455 84 84 Şahin Şakir Önder Uzman Yardımcısı sahinsakir.onder@vakifbank.com.tr 0312 –455 84 85 Halide Pelin Kaptan Yetkili Yardımcısı halidepelin.kaptan@vakifbank.com.tr 0312- 4558490 * Bu rapordaki bilgi ve veriler, Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O. Ekonomik Araştırmalar Bölümü tarafından güvenilir olduğuna inanılan kaynaklardan edinilmiştir. Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O. bu bilgi ve verilerin doğruluğu hakkında garanti vermemekte ve bu raporda sunulan bilgilerin kullanılmasından kaynaklanabilecek zararlar konusunda sorumluluk kabul etmemektedir. Bu rapor sadece bilgi vermek amacıyla hazırlanmış olup, hiçbir konuda yatırım önerisi olarak yorumlanmamalıdır.